Antik Yunanistan’da Kadın Olmak-1

antik yunanistanda kadın olmak

Antik Yunanistan, kadınlar için nasıl bir yerdi? Modern kadın ile binlerce yıl önceki kadının arasındaki farklar nelerdir?

Diğer Yunan şehir devletlerinde olduğu gibi Atina toplumu da kabaca üç sınıftan oluşuyordu: vatandaşlar, çiftçiler ve tüccarlar ve köleler. Vatandaşlar en fazla ayrıcalığa sahipti ve şehir devletinin temsilcileri olarak görülüyorlardı. Bu makale Antik Yunan’daki özgür Atinalı kadınların yaşamına bakacak ve onların hayatlarına dair kapsamlı bir resim sunacaktır. Bugünkü standartlarımıza göre diğer Yunan kadınlarından daha iyi bir hayatları var mıydı? Atina gerçekten de en medeni şehir devleti miydi? Bu sorular, Atinalı kadınlar hakkında şu anda bilinen bilgiler ışığında açıklanıp karşılaştırılarak yanıtlanacaktır.

Bugün akademisyen ve araştırmacıların Atina’daki kadınların yaşamlarını araştırmak için kullandıkları kaynakların çoğu ya arkeolojik bulgular ya da yazılı kayıtlardır. Sonuncusu edebi, siyasi ya da hukuki olabileceği için tür itibariyle büyük farklılıklar gösterebilir. Buna ek olarak, Atina’daki kadınlar taşlama ya da trajedilerin ortak konusuydu ve bu da onlarla ilgili zengin bir anlatı olduğu izlenimini verebilir. Ancak günümüze ulaşan tüm anlatılar bir erkeğin bakış açısından yazılmıştır. Bu nedenle akademisyenler, Antik Yunan’da Atinalı kadınlar hakkında gerçekten bir şey bilip bilmediğimizi sorgulamaktadır.

Örneğin bir tragedya, eğlence uğruna belirli özellikleri abartma eğiliminde olacaktır ve zaman zaman iyi bir kaynak olduğundan şüphe duyulabilir. Öte yandan, söylev şeklindeki hukuki metinler, Atina’nın toplumsal cinsiyet ve aileye bakışına dair bir fikir verir, çünkü bu metinlerin çoğu mirasla ilgilidir. Arkeoloji, tarihsel gerçekliğe daha yakın bir resim elde etme umuduyla nesneleri literatürle birleştirebileceğinden, yaptığı maddesel keşifler aracılığıyla yazıya dayalı anlayışa katkıda bulunabilir.

Atina’da yaşayan bir ailede bir kız bebek dünyaya geldikten sonra, ailesi çocuğun sağlıklı olması ve hayatta kalması için dua ederdi. Bebeğin hayatta kalması çok önemliydi çünkü bebeklerin %25’i doğumdan kısa bir süre sonra ölüyordu. Bebeğin sağlığı da aynı derecede önemliydi çünkü Atinalılar da tıpkı Spartalılar gibi bebek cinayeti uygularlardı. Yani, sağlıksız ya da ailenin isteklerine uygun olmayan çocuklarını öldürürlerdi. Tarihçiler, çoğu aile topraklarını ve servetlerini miras bırakabilecek en az bir sağlıklı erkek çocuğa sahip olmayı tercih ettiğinden, kız çocuklarının cinsiyetleri nedeniyle bebek öldürme riskinin daha yüksek olduğuna inanıyorlar. Cenaze anma törenleri açısından, günümüze ulaşan mezar taşlarına göre, kız çocuklarının da erkek çocuklarla aynı şekilde anıldığı görülmektedir.

Bebeklerin doğumunu izleyen pek çok tören, onların hayatta kalmasının Atina toplumu için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bir bebeğe doğumdan on gün sonra isim verilirdi, bu ilk kutlamaydı ve bunu beş, yedi ve kırk gün sonra diğer üç tören takip ederdi. Bu noktaya kadar bu kutlamalar her iki cinsiyet için de aynı şekilde düzenleniyordu ancak büyüdükçe erkek çocuklar lehine farklılaşacaktı.

Spartalı kadınlar okuryazar olmalarına ve Antik Yunan standartlarına göre takdire şayan bir eğitim almalarına rağmen, Atinalı kadınlar için durum böyle değildi. Herhangi bir resmi eğitim almıyorlardı çünkü eğitim sadece erkek çocuklara odaklanmıştı. Erkek çocuklar Atina şehir devletinin siyasi ve askeri yaşamında rol oynamak üzere eğitiliyorlardı. Bu nedenle, kızların ve kadınların eğitimi yararsız olarak görülüyordu.

Kız çocuklarına örgün eğitim yerine ailenin diğer kadınları tarafından temel ve ev odaklı beceriler öğretilirdi. Kızlar bir evin nasıl yönetileceğini ve bakılacağını, hizmetçilerin ve kölelerin nasıl idare edileceğini (bu sadece varlıklı aileler için geçerliydi), kıyafetlerin nasıl dokunacağını ve dikileceğini, yemek pişirmeyi ve çocuk yetiştirmeyi öğrenirlerdi. Bu gayri resmi ve ev merkezli eğitim, Atinalı kadınların hayatlarının büyük olasılıkla ev etrafında döneceği ve diğer etkinliklere çok az zaman kalacağı anlamına geliyordu.

Kızların evlenme yaşına on dört yaşında ulaştığına inanılırdı. İlginçtir ki, evlenme yaşı bir olgunluk işareti olarak görülür ve bir kız bu yaşa gelmeden ölürse, ailesi onun olgunluğa erişememesinin yasını tutardı. Hatta ölen kızlar gelin olarak betimlenirdi ki bu da Antik Yunanlılar için evlilik ve olgunluk arasındaki bağın ne kadar sıkı olduğunu göstermektedir.

Yazının devamı gelecek…