Aracı Bir Tanrı – Hermes

hermes

Yunan Mitolojisinde Hermes, Atlas’ın kızı Maia ile Göklerin Tanrısı Zeus’un oğludur. Arkadya’daki Kilene Dağı’nda gözlerini hayata aralayan bebeğin ilk doğduğu andan itibaren isminin geçtiği öyküler Hermes’e önemli bir yer edindirmiştir. Gençliğine dair hikâyelerin çoğunluğunu Homeros İlahileri olarak bilinen eserlerde görürüz.

Hermes doğduğu sırada yağmur perisi olarak bilinen anneciği Maia tarafından sevgiyle kundağa sarılarak beşiğe yatırılır. Ancak olağanüstü bir hızlılıkla büyüyen Hermes kundağından kurtularak maceralarına koyulmaya başlar. Beşiğinden ayrılan Hermes’in yolda bir kaplumbağa bulduğundan, kabuğuna teller gererek anne ve babacığının aşkına dair tatlı şarkılar söylemesinde eşlik eden bir liri yarattığından bahsedilir.

Hermes’in karakterine dair ilk öykü olan liri yaratması, bu tanrının pek yetenekli olduğunu da vurgulayan bir betimleme sunmaktadır. Ancak canı çok çabuk sıkılan, oradan oraya atlamak isteyen Hermes yola devam eder. Pierya’ya yolu düşen tanrı burada Apollon’un boğalarına rastlar. Ne tesadüftür ki karnı da bu sırada hayli acıkan Hermes boğaları türlü hınzırlıklarla çalar.

Sürünün içinde söylentilere göre tam elli boğa vardır! Hayvanları önce tanrılara sunan Hermes sonrasında iştahlı bir şekilde karnını doyurur. Açlığını yatıştıran, ağabeyinin boğalarını da telef eden Hermes hiçbir şey olmamışçasına beşiğine, annesinin yanına geri döner. Ancak boğalarının katledildiğini gören Apollon hiddetlenerek kayıp hırsızı bulmak üzere yola koyulur. Kısa sürede yolculuğunun son basamağı olan Hermes’e varan Apollon karşısında ithamları kabul etmeyen yalancı bir karakterle karşı karşıya kalır. Hermes masum gibi davrandığı süre boyunca Apollon’un öfkesi gittikçe büyüdü.

Apollon baş edemeyeceğini anlayınca Hermes’i yaka paça tanrıların hakemi olan Zeus’un önüne getirdi. Zeus elbette doğruyu biliyordu. Hermes’e hayvanları geri iade etmesi için emir verdi fakat hem hayvanlar artık ölüydü hem de Apollon içten içe Hermes’in icat ettiği liriye karşın hayranlık duyuyordu. Böylece anlaşmaya varılarak Hermes icat ettiği liri Apollon’a verdi.

Söylentinin devamında Apollon ile Hermes’in birbirlerine karşı derin bir sevgi beslediklerini, oldukça iyi anlaştıkları ifade edilir. Apollon kardeşine uzlaşılarının sembolü olarak asası Caduceus’u armağan eder. Böylece Hermes tanrıların arasında uzlaştıran, ara yapan bir ulak haline gelir. Bundan sonra Zeus’un biricik oğulları olarak son derece uyum ve sevgi içinde yaşadıkları bilinmektedir.

Hermes’in Yunan Mitolojisindeki betimlemelerine göz gezdirdiğimizde görürüz ki, kardeşinin aksine Yağmur Tanrısı olarak bilinir. Doğaya ve insanoğluna bereket dağıtmakla kalmaz, ticaret, alışveriş ve diğer tüm işlerde bolluk ve bereket sağlar. Yollar ve sokakların koruyucusu olan Hermes, ticaretle uğraşan uyanık kimselerce pek saygı gören bir tanrı olmuştur.

Bununla beraber Hermes, Zeus’un hızlı ulağı ve mahir yardımcısı olarak bilinir. Zeus’un ona hediye ettiği altın kanatlı ayakkabılarıyla karada ve denizde herhangi bir tanrıdan daha hızlı ilerlerdi. Hızı sayesinde zaman zaman başına türlü zorlu görevler almak zorunda kalır. Bunlardan birisi ise; yüz gözü olan Io’nun muhafızını öldürmek gibi… Bu yüzdem Homeros kendisine Argos-katili ismini vermiştir.

Bahsedilen efsanede, söylentiye göre Io geceleyin parlayan yıldızlı gökyüzünü temsil ederken yağmur tanrısı Hermes tarafından katledilmektedir veya başka bir deyişle kara uğursuz bulutlar, ışıldayan gökyüzünü karanlığa boğmuştur.

Hermes’in ağabeyi Apollon tarafından bahşedilen Caduceus asası ise elçi asası olarak bilinmektedir. Krallıkların elçilerine örnek olan tanrı Hermes’in asası başlarda zeytin dalından yapılan sarmalları varmış gibi betimlense bile zamanla sap kısmını çevreleyen sistem iki yılan olarak şekil değiştirir. Asası sayesinde Hermes dilediğini derin bir uykuya daldırabilir ya da derin uykuda olanları uyandırabilir.

Ancak bu asayı çoğu zaman ölü ruhları Hades’in dünyasına taşımak için kullanır. Böylece Hermes ruhların kılavuzluğunu yapan bir tanrı olur. Bununla beraber, ruhlar ölülerin kâhinlerinin huzuruna çağrılacak olduğunda, Hermes ölmüşlerin ruhlarını yeniden yukarı dünyaya geçmeleri sırasında kılavuzluk eder, kaybolmalarını ya da kaçmalarını engeller.

Böyle kutsal bir görevle Hermes, uzun zamandır birbirinden ayrı ve kopuk olan bu iki dünya arasında bir arabulucu olmuştur.