Atina’nın ilk kralı Kekrops ve Kızları

Atina’nın efsanevi kurucusu Kekrops, bir kültür kahramanıdır. Kekrops’un üç kızı, talihsiz bir öykünün kahramanıdırlar.

Atina’nın efsanevi kurucusu ve ilk kralı Kekrops, mitolojik hikayelere göre Atinalılara evlenmeyi, okuma ve yazmayı, cenaze törenini öğreten bir kültür kahramanıydı. Rivayete göre, Kekrops bölgenin yerlisiydi ve üstü insan, alt tarafı ise yılan ya da balık kuyruğu şeklindeydi. Ancak sonraki Yunan yazarlar, Kekrops’un Mısır’daki Sais’ten bir grup kolonist ile göç ederek geldiğini anlatırlar. Bu yüzden Diodoros‘a göre iki farklı bedenden oluşmasının nedeni Yunan ve barbar olmak üzere iki farklı kimliğinin bulunmasından kaynaklanıyordu.

Kekrops, Atina’nın da bulunduğu Attika bölgesinin kralı Akteos‘un kızı Aglaurus ile evlenmiş ve Erysichthon‘un babası olmuştur. Ne var ki, Erysichthon, Kekrops’tan önce vefat edince, yerine Atina’nın en zengin vatandaşlarından biri olan Kranaos geçmiştir. Kekrops, ayrıca Herse, Pandrosos ve Aglaurus olarak bilinen üç kızın da babasıydı.

Efsanelere göre, Kekrops, Zeus‘u tanrılaştıran ve ona kurban sunulma ritüelini başlatan kişidir. Pausanias, Kekrops’un tanrılara canlı yaratıklar kurban edilmesini yasakladığını ve bunun yerine boynuzlu öküzler şeklinde yapılan, Pelanous adı verilen keklerin sunulmasına izin verdiğini anlatır. Atinalılara evlilik kurumunu tanıttığı gibi, denizcilik sanatını da öğretmiştir. Ayrıca, adalet ve insan ilişkilerinin daha iyi yürütülebilmesi için mülkiyet yasasını getirdiği gibi Atinalıları Cecropis, Autochthon, Actea ve Paralia adlı dört kabileye bölmüştür. Atina Akropolis‘i, bir zamanlar onun onuruna Kekropia olarak anılmıştır. Dahası ondan sonra gelen beş kral, Kekrops’u onurlandırmak için kendilerine Cecropidæ demişlerdir.

Kekrops’un efsanesi, Atina kentinin adının nereden geldiğini anlatan eski öykü ile de ilgilidir. Pseudo-Apollodoros, Bibliotheka‘da bu efsaneyi şöyle anlatır:

Derler ki, onun zamanında tanrılar, her birinin kendine özgü tapınım göreceği kentleri ele geçirmeye karar verdiler. Böylece Attika’ya ilk gelen Poseidon oldu ve akropolün ortasına üç dişli mızrağını vurarak, şimdi Erekhtheis (Erechtheis) dedikleri bir deniz yarattı. Onun ardından Athena geldi ve egemenliği ele alma çabasına tanıklık etmesi için Kekrops’u çağırarak, hala Pandrosion’da (Pandrosium) görülen bir zeytin ağacı dikti. Ama ikisi ülkenin sahipliği için mücadele ettiklerinde, Zeus onları ayırdı ve bazılarının iddia ettiği gibi Kekrops ve Kranaus’u (Cranaus) ya da Erysikhthon’u (Erysichthon) değil, on iki tanrıyı hakem olarak atadı. Ve onların kararına uygun olarak ülke Athena’ya verildi, çünkü Kekrops zeytini ilk dikenin o olduğuna tanıklık etti. Athena bu nedenle kente Atina adını verdi ve Poseidon öfkeyle Thrias ovasını sular altında bırakarak Attika’yı denizin altına gömdü.

Pseudo-Apollodoros, Bibliotheka

Ünlü Romalı antikacı Varro, pek rasyonalist bir hikaye olmayan başka bir rivayet ortaya atmıştır. Ona göre, zeytin ağacı Attika’da aniden ortaya çıkmış ve aynı zamanda ülkenin başka bir yerinde bir su patlaması olmuştur. Bunun üzerine Kral Kekrops, Delphi‘deki Apollon’a bu alametlerin ne anlama gelebileceğini sormaya gider. Kahin, zeytin ve suyun sırasıyla Athena ve Poseidon‘un sembolleri olduğunu ve Attika halkının bu tanrılardan hangisine tapacaklarını seçmekte özgür olduklarını söyler. Bunun üzerine soru, kadın ve erkek yurttaşlardan oluşan bir genel kurula sunuldu; çünkü o günlerde kadınların da erkekler kadar oy hakkı vardı. Bütün erkekler tanrıya, bütün kadınlar da tanrıçaya oy verdiler; erkek sayısından bir fazla kadın olduğu için oylamada tanrıça üstün geldi. Seçimi kaybettiği için üzülen Poseidon ülkeyi denizin sularına boğdu ve öfkesini yatıştırmak için kadınların oy hakkından mahrum bırakılmasına ve çocukların gelecekte annelerinin isimlerini taşımalarının yasaklanmasına karar verildi.

Kekrops

Herse, Pandrosos ve Aglaurus

Bibliotheka‘ya göre; Athena bir gün silah istemek için Hephaistos‘u ziyarete gider. Ama Hephaistos, arzusuna yenik düşerek Athena’yı atölyesinde baştan çıkarmaya çalışır. Bekaretini korumaya kararlı olan Athena, Hephaistos’tan kaçmaya çalışır ama Hephaistos, onu takip edip yakalar ve tecavüz etmeye çalışır. Athena, Hephaistos’a karşı koymayı başarır ve ondan kurtulur. Ancak boğuşma esnasında, adamın menisi Athena’nın kalçasına bulaşır. Athena kurtulduktan sonra tiksintiyle kalçasındaki meniyi bir kumaş parçasıyla silip yere atar. Yeryüzü, bu meni bulaşmış kumaş parçasından hamile kalır ve daha sonra Atina kralı olacak Erichthonius‘u doğurur. Çocuğu gizlice büyütmek isteyen Athena, onu küçük bir kutuya yerleştirir ve Kekrops’un üç kızı Herse, Pandrossos ve Aglaurus’a verir. Kutuyu emanet etmeden önce, kızları kutunun içine bakmamaları konusunda sıkı sıkı tembihler. Athena gittikten bir süre sonra, Pandrossos, tanrıçanın emirlerine itaat etmesine rağmen Herse ve Aglaurus merakına yenik düşüp kutuyu açarlar. İçinden “topraktan doğan belalar” anlamına gelen geleceğin kralı bebek Erichthonius vardır ama kız kardeşler gördükleri karşısında dehşete düşerler. Çünkü, bazı rivayetlere göre bebeğin etrafına sarılmış bir yılan bazı rivayetlere göre ise yarı insan yarı yılan olan bir bebek görürler. Bu manzara karşısında çılgına dönen kız kardeşler, Akropolis’ten aşağı atlayarak intihar ederler.

Hikayenin başka bir versiyonuna göre, Athena, Akropolis’te kullanmak üzere Pallene yarımadasından kireçtaşı dağı getirmeye giderken kutuyu Aglaurus ve Herse’ye emanet etmiştir. Tanrıça uzaktayken merakına yenik düşen kız kardeşler kutuyu açınca, onları gören karga haber vermek için Athena’nın yanına uçmuştur. Athena, kızların itiatsizliğini öğrenince, elindeki dağı (şimdiki adı ile Lykabettos) düşürmüştür. Herse ve Aglaurus ise yine delirip uçurumdan aşağı atlayarak intihar etmişlerdir. Romalı yazar Ovidius‘a göre, Athena kutuyu kızlara emanet ettiğinde merakına yenik düşen sadece Aglaurus’tur ve beyaz tüylü karga, kızı Athena’ya şikayet ettiğinde, üzüntüden tanrıça karganın tüylerini siyaha çevirir.

Ama Ovidius, aynı eserinde Herse ve Aglaurus hakkında bambaşka bir hikaye daha anlatır. Kentte Athena için düzenlenen festivale katılan tanrı Hermes, Herse’yi görür görmez aşık olur ve kızı istemek için evine gider. Aglaurus, altın karşılığında tanrının mesajını kız kardeşi Herse’ye vermeyi kabul eder. Athena, Aglaurus’un davranışını görünce tanrıça Envy’yi (kıskançlık) ziyaret eder ve ondan Aglaurus’u zehirlemesini ister. Aglaurus, kıskançlıktan tükenmeye başlar ve sonunda Herse’nin odasına giden geçidin önüne geçip, hareket etmeyi reddeder. Sevgilisine ulaşamayan Hermes, kızın sözünü tutmamasına sinirlenir ve onu siyah mermer bir heykele dönüştürür.

Kekrops’un kızları Erichthonios‘u bulurken,  Peter Paul Rubens 
Kekrops’un kızları Erichthonios‘u bulurken,  Jacob Jordaens (1617)
Kekrops’un kızları Erichthonios‘u bulurken, Jacob Jordaens (1640)
Kekrops’un kızları Erichthonios‘u bulurken, Peter Paul Rubens
Kekrops’un kızları Erichthonios‘u bulurken, Willem van Herp