Aztekler

Nahuatl dilini kullanan gezici bir Meksika topluluğu olan Aztekler, öncelikle M.S 6. yüzyılda Orta Meksika’da bir bölgeyi işgal ettiler. 1395’te tamamen yerleşik hale gelene kadar çalkantılı birkaç yüzyıl geçti.

Bu dönemde Texcoco Gölü’nde bir adada şehir devleti Tenochtitlan’i kurdular. 1427’de Tenochtitlan, Texcoco ve Tlacopan ile güçlerini birleştirince, üç Nahua şehir devletinin arasında bir birliktelik kuruldu. Bu birliktelik, Aztek halkının gerçek bir araya gelişini sembolize ediyordu. Tenochtitlan, İspanyol işgalciler tarafından 16. yüzyılda yol edilene dek Aztek İmparatorluğu’nun merkezi olmaya devam etti. Tarihi şehirr, bugünkü Meksiko’nın tam göbeğinde yer alır.

Meksika halkının göçeve geçmişi, halkın kökeninin dayandığı Aztlan diye anılan bir mitsel anavatanı doğurmuştur (Aztek isimi de buradan gelir) fakat bu mitsel vatanın yeri -ve hatta varlığı- tartışmalıdır.

Aztek Yaratılış Miti

Aztekler dünyanın hiçbir hata olmadan yaratılabilmesi için birçok deneme yapıldığına inanırlar; her başarısız deneme farklı yaratıkları ortaya çıkarmıştır. Başlangıçta her şeyin tanrısı olan ilk tanrı Ometeotl vardır. Dört çocuğu olur. Bu çocuklar “Tezcatlipoca’lar” diye adlandırılır ve her biri pusulanın gösterdiği yönlerden biriyle özdeşleştirilir.

İlk denemede dünya, çalı meyveleri yiyen devlerin evi olur. Ometeotl’un kuzeyle özdeşleştirilen ve anlaşmazlığın, ışığın, güzelliğin ve başka pek çok şeyin tanrısı olan oğlu Kara Tezcatlipoca kendini Güneş’e dönüştürür ve tüm dünyaya tepeden bakar. Batıdaki hasmı ise ışığın ve rüzgarların tanrısı Quetzalcoatl’dur.

Quetzalcoatl, kuzeyde kardeşiyle savaşır ve onu göklerden atar. Kara Tezcatlipoca bir jaguar olarak geri döner ve dünyayı yok ederk intikamını alır.

İkinci yaratma girişiminde Quetzalcoatl cennete hüküm sürmektedir. Dünyada yarattığı insanlar çam fıstğına bayılırlar. Kara tezcatlipoca göklerden ortalığı kasıp kavurmak üzere her şeyi yok edecek bir rüzgar olarak indiğinde geri kalan üç beş insan da maymuna dönüşür.

Üçüncü denemede bu defa rüzgar tanrısı Tlaloc Güneş’e dönüşür fakat Quetzalcoatl yağmurlar yağdırır, dünyayı sel alır ve yine her şey mahvolur. Geriye kalan birkaç insan tufandan kurtulan kuşlara dönüşür. Su tanrıçası Chalchiuhtlicue, Güneş rolünü üstlenmekte dördüncü olur. Fakat onun çabaları da kendi kan damarlarının seliyle engellenir, hayatta kalanlar da balığa dönüşür.

Nihayet, dünyayı yaratmaya yönelik üç teşebbüs de suya düştükten sonra, dört tanrı kafa kafaya verip bir çözüm bulmaya çalışırlar. Quetzalcoatl yeraltına gidip ölenlerin parçalanmış kemiklerini bulup kendi kanıyla karıştırarak canlandırmaya karar verir. Aztek mitolojisine göre tüm insanlar yaratılışa yönelik bu dördüncü ve son teşebbüsten gelirler; şekil ve boyutlarındaki çeşitlikler, kemik parçalarının farklı boylarda olmasından kaynaklanır. Bu yok olma ve yeniden doğuş fikri Maya mitolojisinde, İskandinav Ragnarök kavramında ve hatta İncil’deki Nuh’un Gemisi hikayesinde de görülebilir.

Tlaloc

Tıpkı Maya tanrısı Chac gibi Thalaloc da Azteklerin yağmur, bereket ve tarım tanrısına cevabıdır. Görünüş olarak da ona şaşırtıcı derecede benzer, pörtlek gözleri ve dolayısıyla erzakları kontrol etmekte böyle kilit bir rol üstlendiği için Meksiko Vadisi etrafına Tlaloc adına tapınaklar dikilmiştir. Tlaloc’un onuruna önemli törenler de gerçekleştirilir; insanların ve hatta çocukların kurban edildiği törenler.

Kut kut atan kalbim, sakin ol

Kurban etme Aztek toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır. Dünyanın yaratılışında tanrılar kendilerini kurban ettikleri için Aztek halkı olarak kendi kanlarını sunarlar. Ritüellerin insan bedeninden hâlâ atmakta olan yüreğini çıkarıp tanrılara hediye etmek biçiminde gerçekleştiği de olur.

Kaynak:

The Midos Touch: World Mythology in Bite- Sized Chunks

Mark Daniels