Gökyüzüne bakalım: Ülker Yıldızları

Ülker Yıldızları Kız Kardeşlerin Birbirinden Acıklı Öyküsü

Mitolojide gökyüzündeki hemen her yıldızın bir öyküsü vardır. Çarpık kentleşme yüzünden tıkıldığımız çirkin apartman dairelerinde, öyküleri olan bu yıldızları göremeyiz. Şehir ışıklarından uzak, akşamın karanlığında gökyüzüne baktığımızda, yıldızlı gök kubbeyi fark ederiz. Olasılıkla kafamızdaki bin bir düşünce yüzünden de bu güzel öyküleri anımsamakta güçlük çekeriz.

Sizden dileğim, eğer böyle bir an yakaladıysanız, bırakın kafanızdaki düşünceleri. Binlerce yıl önce yaşadığınızı hayal edin ve gökyüzüne bakın.

Ülker yıldızları, Boğa takımyıldızının bir parçasıdırlar. Sizden tam 444 milyon ışık yılı uzaktalar. Onları çıplak gözlerle görebilirsiniz. Hatta zaman zaman şehir ışıkları bile onların parlaklığını sönümleyemez.

Ülker yıldızları mitolojide Pleiades yani “Yedi Kız Kardeşler” olarak bilinirler. Dünyayı omuzlarında tutan titan Atlas ile deniz perisi Pleione’un kızlarıdırlar.

Elihu Vedder’in 1885’de yaptığı aşağıdaki resim, bu kız kardeşleri anlatır. Birbirinden güzel, ölümsüz yedi kardeştirler ve ne yazık ki, kaderlerinde patriyarkal tanrılarla evlenmek vardır.

Atlas ve Pelione beraber olduğunda, Pelione güzeller güzeli kızlarını Yunanistan’da Arkadya bölgesinde yer alan Killene Dağı’nda doğurmuştur ve büyüleyici Ülkerler bu dağda neşeyle büyümüşlerdir.

Ülkerlerin en büyükleri ve en güzelleri Maia’dır. Maia, kendi güzelliğinin farkındadır. Onu sadece fani erkekler değil, ölümsüz tanrılarda şiddetle arzulamaktadır. İşte bu yüzden Maia, Killene’nin yamaçlarında dar, boğuk bir mağaraya yerleşir, orada gecenin karanlığına karışır ve herkes tarafından unutulmayı bekler. Ne var ki, arzularını kontrol edemeyen tanrıların tanrısı Zeus, Maia’yı çoktan gözüne kestirmiştir. Karısı Hera uykuya daldığında, Zeus mağaraya sızar ve Maia ile beraber olur. Maia, sarp dağın karanlık mağarasında bile kaderinden kaçamamıştır. Gökyüzünde onuncu ay batıp da şafak sökerken, Maia, yine aynı mağarada, on iki Olimposludan biri olacak Hermes’i doğurur. Doğumdan sonra Maia çok yorgundur. Yeni doğmuş bebeğini yanına yatırır ve tatlı bir uykuya dalar. Ancak Hermes hızla büyümektedir ve annesi uykuya dalar dalmaz, mağaradan çıkar. Hemen mağaranın yanında bir kaplumbağa bulur. Alır kaplumbağanın kabuğunu ve lir yapar. Çok geçmeden lirini çala çala, Teselya’ya kadar yol alır. Gün batarken, uzaktaki çayırlarda bembeyaz bir sığır sürüsü fark eder, kardeşi Apollon’un sürüsüdür bu. Hermes buna hiç aldırmaz, lirini çala çala sürüyü peşine takar. Bu yüzdendir ki ileri de hırsızların koruyucu tanrısı olacaktır. Böylece alır sürüyü, Killene Dağı’na geri getirir Hermes. Apollon sürülerinin çalındığını öğrenince sinirden köpürür ve yeni doğmuş kardeşini suçlamaktan çekinmez. Bazıları, Maia’nın oğlunun masumiyeti için yemin ettiğini anlatır. Ancak, çok geçmeden Hermes, yeni icat ettiği müzik aletini Apollon’a verecek ve bu suçtan kendisini arındıracaktır. Çok uzak geçmişten günümüze ulaşan bir ilahi, hikayeyi işte aşağıdaki gibi anlatır:

Esin perileri, Hermes’in şarksıını söyleyin, Zeus ve Maia’nın oğlu,

Koyunlarla dolu Killene ve Arkadya’nın efendisi,

Ölümsüzlerin yardımsever habercisi, Maia’nın doğurduğu,

Açık tenli ve saygı duyulan peri, aşka karıştığında

Zeus ile; kız, kutsanmış tanrıların arkadaşlığından kaçındı

Ve boğuk bir mağarada yaşadı, Kronion’da,

Ölümsüz tanrıların ve ölümlü erkeklerin gözünden kaçınmak için,

Açık tenli peri gecenin karanlığına karıştı,

Tatlı uyku beyaz kollu Hera’yı zayıf düşürürken.

Ancak Zeus’un arzusu amacına ulaştığında,

Ve onuncu ay gökyüzünde hızla battığında

Yenidoğan ışığı gördü ve esrarengiz işler ortaya çıktı.

Çünkü o zaman kurnaz ve ikna edici, entrikacı bir oğul doğurdu,

Sığır sürüsü hırsızı ve rüyaları getiren,

Gece bekçisi ve kapıdaki hızsız, çok geçmeden

Ölümsüz tanrılar arasında şaşılacak işler yapacak biri.

Şafakla birlikte doğdu, gün ortasında lir çaldı

Ve akşamında, uzağa atan Apollon’un sürüsünü çaldı

Ayın dördüncü gününde, Maia’nın onu doğurduğu.

Elektra, ikinci kardeştir. Semadirek Adası’nın kraliçesidir. Zeus, Elektra ile Semadirek Adası’nda beraber olur ve bu birliktelikten iki oğulları olur: Dardanos ve Iasion. Semadirek’in kraliçesi Elektra iki oğlunu da çok severek büyütür. Iasion, tanrılar katındaki bir düğüne katılır ve tanrıça Demeter’in ilgisini çeker. Tanrıça, Iasion’u alır ve yeni sürülmüş bir tarlaya götürerek onunla beraber olur. Tatmin olmuş bir şekilde düğüne geri döndüklerinde, Zeus olan biteni anlar. Tanrıçaların, ölümlülerle beraber olmasına pek kızan Zeus, Iasion’u yıldırımı ile öldürür. Dardanos, kardeşinin ölümünden sonra Semadirek Adası’nı, bir sala binerek terk eder ve karşı kıyılara geçer. Frig kralının kızı ile evlenir ve kendi şehrini kurar. Bölgeye de Dardenya adını verir. Bugün, Dardanos Plajı ve Dardanos Höyüğü, Çanakkale’dedir. Dardanos ise ünlü Truva soyunun atası olacaktır. Nedendir bilinmez, bekaretini kaybetmiş Elektra, yalvarmak için tanrıça Athena’nın yeni yaptığı Palladium Heykeli’ne sarılır. Zeus, bekaretini yitirmiş bu kadının heykeli kirlettiği gerekçesi ile heykeli alır ve dünyaya fırlatır. Palladium heykeli, Truvalılar tarafından bulunur ve şehirlerine alınır. Efsane o’dur ya, Palladium Heykeli, Truva’da olduğu sürece, kent asla yıkılmayacaktır. Ne var ki, Palladium çalınır ve kent düşer. Bu yüzdendir ki, Truva düştüğünde, Ülker yıldızı Elektra çok üzülür, üzüntüsünden sırtını döner dünyaya. Ülker yıldızları içinde, en az parlak olan da o’dur.

Üçüncü kız kardeş, güzeller güzeli Taygete’dir. Taygete, diğer kız kardeşlerinin aksine, bakire tanrıça Artemis’e eşlik etmeyi tercih etmiştir. Tanrıça ile bakir dağlarda avlanır, ormanlarda onunla birlikte koşar. Ne yazık ki, kaderi diğer kardeşlerinden çok da farklı olmayacaktır. Zeus, Taygete’nin de peşine düşer. Taygete, tanrıçası Artemis’e kendisini kurtarması için yalvarır. Bunun üzerine tanrıça, kızı bir geyiğe dönüştürür ve Zeus’tan saklamak ister. Ne var ki, Zeus istediğini alacak ve kızla beraber olacaktır. Taygete bu birliktelikten hamile kalır ve Sparta’nın ilk kralı Lakedaimon’u doğurur.

Dördüncüsünün ve beşincisinin hikayesi kısa. Birinin adı Alkyone, diğerinin adı Celaeno. Bu sefer, kardeşlere, deniz tanrısı Poseidon göz koyar. Poseidon’un iki kız kardeşten de iki oğlu olur. Bu kızlardan efsaneler öyle detaylıca bahsetmez. Belki kaderlerine çok hızlı razı olduklarındandır, bilinmez. Ama ikisinden de gelenler soylar ünlü krallar ve kraliçeler olacaktır.

Altıncısı ise Sterope’dir. Savaş tanrısı Ares ile beraber olur ve ondan bir oğlu olur.

Ve gelelim sonuncuya. Merope… Merope, kardeşleri arasında en soluk olan yıldızdır. Çünkü onların aksine, bir ölümlü ile evlenmiştir. Diğer kız kardeşleri Zeus ve Poseidon ile beraber olmuşken, Merope fani bir kral olan Sisifos ile evlenir, ondan altı tane çocuk doğurur. Sisifos, ölmeden önce karısına, kendisine düzgün bir cenaze töreni yapmamasını emreder. Merope’de kocasının isteğini yerine getirir. Ne var ki, Sisifos öldüğünde yer altı tanrılarına, karısının kendi cesedine saygısızlık yaptığını ileri sürer ve karısını cezalandırmak için yeryüzüne dönmesine izin vermelerini talep eder. Böylece yeryüzüne geri dönen Sisifos, tanrıları aldatır ve yeraltına bir dönmeyi reddeder, ta ki Hermes onu geri getirene kadar. Bu yüzden korkunç bir cezaya çarptırılır, bir kayayı sonsuza  dek dağın doruğuna çıkarmaya çalışacak ama her çıkardığında kaya yuvarlanarak geri düşecektir. Bu yüzdendir ki, Merope yaptığı evlilikten çok utanır ve bir yıldızken yüzünü gizler, sönük kalır.

Kız kardeşlerin çektiği çileler yukarıdakiler ile bitmez. Dev avcı Orion, kızları ve annelerini yedi sene boyunca takip eder. Kızlar, Zeus’a kendilerini kurtarması için yalvarır ve onlara acıyan Zeus, yedi kız kardeşi yıldızlara dönüştürerek gökyüzüne yerleştirir. Artemis, Orion’a aşık olup, onu yanlışlıkla öldürünce, Orion’da bir Yıldız takımına dönüşür ve gökyüzüne yerleştirir. Artık sonsuza kadar, yedi kız kardeşi gökyüzünde takip edecektir.

Ülker yıldızlarının acıklı öyküsü işte böyledir. Tanrılar tarafından tecavüze uğramışlar, bir zamanların en büyük krallıklarına soy vermişler ve dev bir avcı tarafından ömür boyu rahatsız edilmek üzere gökyüzüne yerleştirilmişlerdir.

Göğe bakıp da ıssız bir gece de onları görürseniz eğer, hikayelerini hatırlayın. Belki sönmekte olan güzellikleri, siz onları hatırlayınca parlar ve Orion ya da Zeus gibi zorbalarla başa çıkma cesaretini kendilerinde bulurlar.