Görkemli Yaratık Pegasus

pegasus

Yunan mitolojisinde ihtişamlı kanatları olan bir at olarak tasvir edilen yaratık; inanışlarda lanetli bir kadının acımasızca dökülen kanından var olan özel bir varlıktır.

Söylentilere göre Athena’nın gözdesi olarak geçen, Zeus ile Dane’nin soyundan gelme Perseus, bir zamanlar yaşadığı topraklarda derin bir hüzün ve ilham verici bir güzelliği sahip olan lanetli kadın Medusa’nın başını kesivermiştir. Efsanelere göre Perseus’un acımasızlığının ardında Athena’nın Medusa’ya karşı olan bitmek bilmeyen kin ve öfkesi yatmaktadır. Perseus’u kışkırtan Athena, Hermes ile işbirliği yaparak Perseus’a gerekli olan kılıcı ve aynayı vermiştir.

Lanetli kadının kanı ıslak toprakla bir olmuş, köpük köpük kaynayan fani kanından göz alıcı bir yaratık doğmuştur. Bir atın gövdesine sahip olan yaratığın kasları güçlü, kibri dağlar kadar büyüktü. Sırt kaslarından çıkan kanatları gövdesini göklere yükselmesini sağlardı. Athena bu görkemli yaratığa sahip çıkıp onu ehlileştirerek en yüce yardımcılarından birine dönüştürür. İnanışlarda attığı bir çifteyle Helikon dağlarında Hippokrene Pınar’ını açtığına inanılır.

Bu sırada Lykia topraklarına hâkim olan korkutucu, ateş nefesli yaratık Khimaira adında üç başlı bir canavara karşı ülkesini koruyamayan çaresiz kral İobates ön gövdesi aslan ve keçiye benzerlik gösteren, arka tarafı ejderhayı andıran canavarı öldürecek, topraklarını zulüm dolu günlerden kurtaracak bir kahraman aramaktaydı.

Kral’ın damadından saraya genç ve cesur bir savaşçı gönderildi. Savaşçının kudretli ellerinde Kral için bir mektup peşin sıraya Lykia topraklarına girmişti. Damadı savaşçıdan övgüyle bahsediyor, mutlak bir gücü olduğundan böbürleniyordu. Ülkeye zarar ve kıyameti getiren yaratıktan kurtulacağına dair müjdeler veriyordu.

Fakat mektubun sonu oldukça ürkütücüydü. Savaşçının yaratıkla işi bittiğinde öldürülmesini talep eden damat gerekçesini kıskançlık olarak sunuyordu. Kral İobates’in sevgili kızı Anteia’nın yiğide karşı hayranlık duyduğundan şüphelenen damadı canavarın öldürülmesinin ardından savaşçının da öldürülmesinde ısrarcıydı.

Mektubu okuyan kral ne yapacağını bilemedi. Topraklarının adetlerinde konukseverliği kutsal bir unsur olarak sayılırdı. Üstelik ülkesine yeniden refahı getirebilecek olan bir savaşçıyı öldürmek büyük bir hainlik olurdu. Ancak damadının istekleri yüreğinde önemli bir yere sahipti. İçinde suç ve cezanın hesaplaşmasını yaşayan İobates yiğidi Khimaira’yla savaşmaya yollamaya karar verdi. Savaştan sağ kurtulmayacağına emin olarak yüreğinde yaşattığı ahlak çatışmasını huzura erdirmek niyetindeydi.

Savaşçı canavarla çarpışmayı kabul etti. Ancak önce kâhin Polyidus’a danışmak istiyordu.

Böylece kâhine gelen savaşçıya Polyidus “Athena’nın tapınağında bir geceni feda et” diye buyurdu. Kâhinin sözünü dinleyen savaşçı tapınakta geçirdiği gecede, hülyalı bir rüya sırasında tanrıçanın kendisine geldiğini gördü. Güzelliği alacakaranlıkta okyanusa yansıyan ay kadar berrak ve büyüleyici olan tanrıça yiğidin yürekliliğine karşın yegâne yardımcısı olan Pegasus’un altın gemini verdi. Pegasus binilmesine ancak bu altın gemiyi elinde olana izin vereceğini söyledi.

Athena son olarak Pegasus’un Priene’deki pınardan su içmekte olduğunu söyleyerek yiğidin yanından ayrıldı.

Sisli bir rüyanın içinden uyanan savaşçı parmaklarının arasından altın gemiyi gördükten sonra tanrıçanın sözlerini anımsayarak pınarın yanına vardı. Bütün güzelliğiyle pınardan su içmekte olan hayvan kendisine ait olan altın gemiyi görünce uysalca bir tavırla savaşçının yanına vardı.

İnanışlara göre bu görkemli hayvan yalnızca yüreği cesaretle dolan ancak zorba olmayan savaşçılara kendini gösterirdi. Kanatlı atın üzerine binen savaşçı Lykia topraklarını tahrip eden yaratığı kolayca yenerek zaferle geri döndü.

Savaşçı beklenmedik zaferinin üzerine hasmı nedeniyle çeşitli zorluklardan, sınavlardan geçirilmişti. Fakat Pegasus’un yardımıyla tüm sınavların üstesinden zaferle gelmiştir. Kral İobates savaşçının her savaştan zaferle çıkmasının ardından tanrılar tarafından korunduğuna inandı. Kızını ona vererek kendinden sonra mutlak kralın savaşçının olmasına vasiyet etti.

Ancak zamanla yüreği kibirle, zihni egoyla kirlenen savaşçı tanrıların öfkesini ve kızgın gözlerini kendi üzerine çekmeye başladı. Söylentilere göre kibri öylesine büyüdü ki fanilerin erişemeyeceği Olympos dağlarına çıkmak üzerine Pegasus’u yanına alarak göklere doğru uçmaya başladı.

Hadsizliği karşısında göklerin tanrısı Zeus, atını sokması için bir sinek gönderdi. Pegasus göklerde üzerinde savaşçıyla beraber uçtuğu sırasında huysuzluğa kapıldı. Huzursuzluğu sırasında biniciyi sırtından atıverdi.

Söylentiler savaşçının yaşadığını ancak gözlerini göklerden düşme sırasında kaybettiğini söylemişler. Bu olaydan sonra insanlardan kaçarak kendini yollara vuran savaşçı sefalet içinde ölene kadar bir başına yaşadı.

Pegasus’un cezası olarak Zeus’un yıldırımlarını taşıma görevi verilirken, bu görkemli savaşçı yaratık tüm tanrıların gözünden düşmüştü. Acı çeken, egosu yerle bir olan hayvan bir süre sonra Zeus’un bağışından nasiplenerek gökyüzüne parlak bir takımyıldızı olarak konumlandırıldı.