Güneş

Düşzamanı’nın ilk günlerinde, henüz Güneş yaratılmamışken, sırılsıklam âşık bir genç kızın sevdiği yakışıklıyla birlikte olması yasaklanır.

Kız öfkeyle ormanın derinliklerine kaçar. Orada ne yemeğin ne de barınağın olmadığı çok ağır koşullarla karşılaşır. Kabilesi peşinde olduğundan, kendini daha da amansız koşulların içine atmak zorunda kalır. Genç kızın ölmek üzere olduğunu ve uyduğunu gören ataların ruhları, artık müdahale etmeleri gerektiğine karar verirler. Kızı yiyecek yemek ve ısınacak ateş bulabileceği göklere çıkarırlar. Kız uyandığında halkının üşüdüğünü ve karanlıkta olduğunu görür, ateşleri onlara gün boyu yetmektedir. Ailesini ne kadar özlerse özlesin, onlara dönmeye ne kadar istese de, artık göklere ait olduğunu ve ailesine de yardım etmesi gerektiğini anlar.

Ateşini olabildiğince büyütüp halkının ısınması için Gün boyu sıcaklığını arttırır. Güneş’in yaratılışı ona öyle eşsiz mutluluk verir ki, onu her gün yeni baştan alevlendirip ailesinin hayatını kolaylaştırmaya koyulur.

Kaynak: Mark Daniels