Homerik İlahiler – Demeter’e İlahi

demeter'e ilahi çeviri

Homerik İlahiler, Homeros’un tarzında yazılmış anonim şiirlerdir. Demeter’e İlahi’yi sizler için çevirdim.

Şarkısını söyleyeceğim saygıdeğer tanrıça, gür saçlı Demeter’in,           [1]

ve Hades’in kaçırdığı uzun bacaklı kızının

(gürleyen, gümbürdeyen Zeus ele verdi onu)

bakire kızlarıyla oynarken Okeanos’un,

Parlak meyveler veren, Altınbaşak Demeter’den çok uzakta.

Topladı yemyeşil çayır çiçekleri: güller, çiğdemler,

güzel menekşeler, süsenler, sümbüller ve bir nergis

Gaia yetiştirmişti, baştan çıkarmak için çiçeği burnunda kızı,

Uyarak Zeus’un emrine, memnun etmek için Lord Hades’i.

Büyüleyici manzara karşısında hayrete düştü herkes,

ölümsüz tanrılar ve ölümlü halk:                                                                  [11]

Yüzlerce mis kokulu çiçek açtı kökünden

ve güldü yukarıdaki uçsuz bucaksız gökyüzü,

tekmil yeryüzü ve denizin tuzlu dalgaları.

Şaşkınlıkla, uzattı iki elini birden koparmak için

büyüleyici çiçeği ve bir yarık açıldı

Nyssian Ovası’nda. Fırlayıverdi Lord Hades dışarı,

pek çok ismi olan tanrı, ölümsüz atlarının üzerinde.

Kapıp götürdü rızası olmayan kızı

altın arabasına bindirip, ağlayıp çığlık attı yüksek sesle

seslendi kız, Kronos’un oğluna, en yüce ve en üstün babasına.                        [21]        

Ne ölümsüz tanrılar ne de ölümlü halk

duydu çığlığını kızın, ne de yemişleriyle parlayan Zeytin;

Perses’in yufka yürekli kızı,

duydu mağarasından ışık ile örtülü Hekate,

ve duydu Lord Helios, Hyperion’un parlayan oğlu,

babasına, Kronos’un oğluna seslenen kızı.

Zeus tanrılardan uzakta, oturmuş dualarla yankılanan tapınağında

kabul ediyordu ölümlülerden gelen zengin sunuları.

Ama babasının kardeşi, Kronos’un pek çok ismi olan oğlu,

Ölülerin Efendisi, kaçırdı rızası olmadan kızı                                                        [31]

ölümsüz atlarına binip uzaklaştı Zeus’un başını sallamasıyla. 

Bakabilirken Tanrıça hala yeryüzüne

ve yıldızlı gökyüzüne, balıklarla dolu güçlü akışına denizin

ve güneş ışınlarına, umuyordu hala sevgili annesini görmeyi

ve sonsuza dek yaşayan tanrı soyunu:

Kederli olsa da güçlü zihnini büyülüyordu umut.

Ama yankılandı dağların zirveleri ve denizin derinlikleri

sonsuz çığlığıyla ve duydu tanrıça annesi kızını.

Yüreğini keskin bir keder kapladı; iki eliyle

yırtıp attı güzel saçlarındaki örtüyü,                                                             [41]

attı omuzlarına siyah bir pelerin

ve uçarak bir kuş misali besleyici toprakların ve denizin üzerinde

koyuldu aramaya: ama ne ölümsüz tanrılar

ne de ölümlü halk söyledi gerçeği ona,

ne de göründü haber getiren kehanet kuşları.

Dokuz gün boyunca Kutsal Demeter

dolaştı yeryüzünde, elinde alev alev yanan meşalelerle,

yemedi bir kez olsun ambrosia, içmedi tatlı nektardan 

ya da yıkamadı tenini yas tutarken.

Ama göründüğünde onuncu ışıltılı Şafak,                                                      [51]

Hekate ellerinde meşalelerle karşıladı onu

ve şu sözleri söyleyerek yaklaştı ona: 

“Mevsimleri getiren, parlak meyveler veren kutsal Demeter,

göksel tanrılardan ya da ölümlü halktan hangisi

Persephone’yi kaçırıp ruhunu kederlendirdi?

Duydum ağladığını ama görmedim kendi gözlerimle

kimin kaçırdığını. Söylüyorum tüm gerçeği sana.”

Hekate sordu ama Rhea’nın gür saçlı kızı

durmadı yanıt vermek için. Uzaklaştı hızla

elinde alev alev yanan meşalelerle, arkasındaydı Hekate de.              [61]

Yanına gittiler tanrıları ve ölümlüleri izleyen Helios’un

ve durdular atlarının önünde. Şöyle dedi göksel tanrıça:

“Bana saygı göster Helios, tanrılar arasında bir tanrıça olarak, bir zamanlar

neşelendirdim sözlerimle ya da tavırlarımla yüreğini ve ruhunu.

Doğurduğum kız güzel bir çiçek gibidir, onu görmek zevk verir,

Duydum çığlığını kıraç havada, zorla götürülmüş gibiydi sanki 

ama görmedim onu. Oysa sen aydınlık gökyüzünden

seyrederin ışınlarınla, uçsuz bucaksız yeryüzünü ve denizi:

Anlat bana dürüstçe, gördüysen eğer sevgili çocuğumu,                                           [71]

arzusu olmaksızın, onu benden kimin kaçırdığını

ve ortadan kaybolan tanrı ya da ölümlü insanı?”

O sordu ve yanıtladı Helios:

“Kutsal Demeter, Rhea’nın gür saçlı kızı,

öğreneceksin: Sonsuz sana saygım ve acıyorum

çelimsiz çocuğun için duyduğun kedere.

Başka tanrı değil bulut toplayan Zeus’tan,

kızı, kendi kardeşi Hades’e genç karısı olarak veren.

Atlarının üstünde götürdü onu

sisli karanlığa, kız avaz avaz bağırırken.                                                                     [81]

Ama Tanrıça, vazgeç güçlü yasından;

bırak sonsuz öfkeni. Hades tanrılar arasında

uygunsuz bir koca değil kızına:

Birçok Ölünün Efendisi, öz kardeşin aynı soydan. 

Onura gelince, paylaşım yapıldığında, kazandı üçüncü payı

ve şimdi yaşıyor yönetmek için kendisine pay edilenlerin arasında.”

Bunları anlattıktan sonra Helios çağırdı atlarını, seslenişiyle

atlar da çektiler arabayı hızla uzun kanatlı kuşlar misali.

Ama daha korkunç ve daha acı bir keder kapladı yüreğini. 

Sonra, öfkelenerek bulutları karartan Zeus’a,                                                     [91]

ayrıldı tanrılar meclisinden ve yüce Olympos’tan

ve dolaştı insanların şehirlerini ve zengin tarlalarını,

uzun bir süre gizledi suretini. Hiçbir erkek

ya da kadın tanıyamadı onu baktıklarında, 

evine gelene dek düşünceli Keleos’un

tütsü sunan Eleusis’in tapınak yöneticisinin.

Oturmuş yola yakın bir yere, yüreği kederli,

kasabalıların su aldığı Kız Kuyusu’nun yanına,

üzerine gölge düşüren bir zeytin ağacının altına; 

Uzun zaman önce doğmuş yaşlı bir kadına benziyordu,                                   [101]

çocuğu ya da süslü Afrodit’in armağanları olmayan,

erdemli bir kralın çocuklarının dadısına

ya da kralın yankılı sarayında bir hizmetçiye.

Eleusinos oğlu Keleos’un kızları, gördüler onu

kuyu suyunu çekip götürmeye geldiklerinde

babalarının evine tunç testilerle.

Dört tanrıça gibi, çiçek açtılar gençlikleriyle:

Kallidike, Kleisidike, güzel Demo,

ve Kallithoe, en büyüğü hepsinin.

Tanıyamadılar onu, çünkü ölümlüler zorlanırlar tanrıları görmekte.               [111]

Yanına geldiklerinde, dökülüverdi sözcükler çabucak: 

“Kimsin ve nereden geliyorsun, eski halktan yaşlı kadın?

Neden uzak duruyorsun şehirden ve uğramıyorsun evlere?

Kadınlar var gölgeli konaklarda

seninle aynı yaşta ve senden daha genç,

sana hem diliyle hem de davranışlarıyla nazik yaklaşacak.” 

Onlar sordular, ve kutsal tanrıça yanıtladı:

“Sevgili çocuklar, kadınlardan her kim olursanız olun,

selam size. Madem sordunuz, anlatayım hikâyemi size;

doğrusunu söylemek gerekirse:                                                                   [121]

Doso benim adım, hanım annem tarafından verilen. 

Denizin engin kucağından, Girit’ten geldim,

istemiyordum, ama zorladılar beni

kaçırıldım korsanlar tarafından. Karaya yanaştığında

Thorikos’ta hızlı gemileri, kadınlar hep birlikte

ayak bastılar kıyıya ve korsanlar hazırladılar akşam yemeği

geminin kıç halatlarının yanında.

Ama canım çekmiyordu lezzetli yemeği.

Gizlice, acele ederek karanlık yolda yürüdüm.

Kaçtım zorba efendilerimden, böylece satamadılar beni                           [131]

satın almadıkları bir köle olan beni, çıkaramadılar bedelimin tadını.

Başıboş dolaştıktan sonra, geldim buraya, hiç bilmeden

hangi toprak olduğunu ya da kimlerin yaşadığını.

Umarım Olimposluların evindeki herkes

bağışlar size iyi eşler ve çocuklar

ailenizin de dilediği gibi: şimdi bana acıyın kızlar

[kayıp satırlar]

Sevgili çocuklar, söyleyin bana hangi karı kocanın evine

gidebileceğimi ve çalışayım onlar için seve seve

yaşlı bir kadının yapabileceği her işte:

Besleyebilirim yeni doğmuş bir bebeği kucağımda güzelce,                     [141]

idare edebilirim bir evi, hazırlayabilirim 

efendinin yatağını iyi döşenmiş odasında

ve yardımcı olabilirim kadınlara tüm işlerinde.” 

Tanrıça böyle dedi. Çarçabuk, Kallidike,

Keleos’un en güzel kızı yanıt verdi:

“Sevgili ana, mecburen tanrıların armağanlarına ve acılarına 

katlanmak zorundayız biz insanlar; daha güçlüdür tanrılar.

Söyleyeceğim sana her şeyi olduğu gibi ve sayacağım adlarını

bir bir buradaki şerefli adamların; 

Önde gelen kişilerdir halk arasında ve korurlar                                        [151]

kent surlarını öğütleri ve isabetli kararlarıyla.

Onlar bilge Triptolemos, Diokles,

Polyxeinos, kusursuz Eumolpos,

Dolichos ve bizim kahraman babamızdır –

evi çekip çevirir hepsinin karıları.

Hiçbiri seni küçümsemez görür görmez

ya da uzak tutmaz evlerinden,

aksine: hoş karşılarlar seni, tanrısal birisin sen. 

Lütfen bekleyin, gidelim biz babamızın evine

danışalım doğrudan annemiz Metaneira’ya                                              [161]

tüm konuştuklarımızı: ikna edebilir sizi

başka bir ev aramaya değil de, bizim evimize gelmeye.

Emziriyor tek oğlunu sağlam yapılı salonlarda,

geç doğmuş, uğruna çok dua edilmiş, el üstünde tutulan evladını. 

Büyütürsen eğer onu delikanlılık çağına gelene kadar, 

imrenir seni gören her kadın:

Verir annemiz çok yüklü bir armağan.” 

Kız ısrar etti ve salladı tanrıça başını.

Sonra taşıdılar gururla su dolu parlak testilerini.

Gelince babalarının büyük evine, hızlıca anlattılar                                        [171]

gördüklerini ve işittiklerini annelerin. Hemen, 

istedi kadına yüklü bir ücret teklif etmelerini.

Geyikler ya da yavru düveler gibi, baharda

otlayıp karınları doymuş bir halde çayırda zıplayan,

uçuşan entarilerinin kıvrımlarını yukarı kaldırarak,

başladılar koşmaya çukur araba yolundan aşağı

saçları omuzlarının üzerinde çiçeklenmiş çiğdemler gibi parlarken. 

Geldiler yolun kenarında bekleyen görkemli tanrıçanın yanına

ve götürdüler onu babalarının evine. 

Peşlerinden yürüdü Demeter, kederliydi yüreği,                                          [181]

örtülüydü başı. Koyu mavi bir entari

dalgalanıyordu tanrıçanın narin ayaklarının üzerinde.

Çabucak vardılar soylu Keleos’un evine;

sundurmadan geçip, yürüdüler annelerinin yanına

sağlam çatıyı destekleyen bir kolonun yanında oturan,

çocuğunu, yeni doğan yavrusunu göğsüne bastığı yere. 

Koştular annelerine doğru, ama tanrıça ayak bastı eşiğe,

değiyordu başı kirişe, kapı aralığı kutsal ışıkla doluydu.

Ele geçirdi Metaneira’yı hayret, şükran ve yoğun bir korku. 

Ayağa kalkarak sundu tanrıçaya tahtını.                                                  [191]

Mevsimleri getiren, parlak meyveler veren Demeter,

oturmak istemedi ışıltılı tahta,

bekledi sessizce gözlerini yere dikip

ta ki dikkatli, akıllı lambe bir tabure getirip

üzerine gümüşi bir post serene kadar.

Sonra oturdu tanrıça, peçesini önünde tutarak.

Uzun bir süre, sessizce oturdu taburede kederli bir halde,

selamlamadı kimseyi sözle ya da hareketle, 

gülmedi, bakmadı tadına yiyecek ya da içeceğin. 

Kızının hasretiyle yanıp tutuşarak oturdu,                                        [201]

Ta ki bilge ve dikkatli Iambe şakalaşana kadar.

Bir dizi şakayla gülümsetti kutsal hanımefendiyi, 

kahkaha attırdı ve sağladı nazik bir ruh hali içinde olmasını

Iambe, daha sonraları da hoşnut etti onun ruhunu.

İkram etti Metaneira bir kadeh ballı tatlı şarap, 

ama o kafasını salladı, söyledi doğru olmadığını

kırmızı şarap içmenin; Demeter sunmasını önerdi

taze nane ile karıştırılmış arpa ve sudan oluşan bir içki.

Kykeon içeceğini emredildiği gibi tanrıçaya verdi: 

Kabul etti içeceği kutsal Demeter töreni şerefine.                                    [211]

İlk olarak güçlü çocuk doğuran Metaneira konuştu: 

“Selamlar leydim, zira sizin aşağı tabakadan değil

zannetmiyorum, soylu birisiniz. Yansıtıyor gözleriniz

adaletle hükmeden kralların asaletini ve zarafetini.

Mecburen tanrıların armağanlarına ve acılarına 

katlanmak zorundayız biz insanlar; boynumuzun borcu.

Geldiğinize göre evime, bana ait olan sizin olacak.

Besle tanrıların bana geç ve beklenmedik bir şekilde

bahşettiği oğlumu; o benim en büyük tutkumdur.

Eğer oğlumu büyütürsen erişinceye kadar                                             [221]

delikanlılık çağına, imrenir seni gören her kadın;

veririm o kadar yüklü bir armağan sana.”

Zengin taçlı Demeter cevap verdi ona: 

“Selamlar sana da kadın, tanrılar seni kutsasın.

Seve seve kucağıma alacağım oğlunu istediğin gibi;

büyüteceğim onu, ve umarım olmayacağım ihmalkâr bir dadı,

ona ne büyüler ne şifalı otlar zarar verecek.

Çünkü daha güçlü bir tılsım biliyorum ot biçenlerden;

acı veren büyülerden koruyacak bir yöntem biliyorum.” 

Konuştuktan sonra kısaca, bastırdı çocuğu mis kokulu göğsüne           [231]

ölümsüz elleriyle. Ve anne sevindi. 

Sonra düşünceli Keleos’un parlayan oğlu,

Demophon’u, güçlü kalçalı Metaneira’nın doğurduğu,

büyük salonlarda besledi. Büyüdü çocuk bir tanrı gibi,

ne tahıl yedi, ne de [anne sütü] emdi.

. . . [ama gündüzleri, Demeter]

Sanki doğuştan tanrıymış gibi ambrosia ile yağladı,

bastırdı göğsüne çocuğu tatlı tatlı nefes üfleyerek.

Geceleyin onu bir çıra gibi ateşin kudretine gömdü,

kendi ailesinden gizlice. Hayret ettiler,

ne kadar hızlı büyüdüğüne; tıpkı tanrılar gibiydi.                                   [241]

Çocuğu yaşlanmayan ve ölümsüz kılacaktı

Eğer annesi Metaneira akılsızca gözetlemeseydi

bütün gece mis kokulu odasında nöbet tutup da.

Feryat etti kadın ve kalçalarını yumrukladı

oğlu için korktu, duyduğu acı aklını başından aldı.

Ve keder içinde sözcükler hızla döküldü ağzından: 

“Bebeğim Demophon, yabancı yakıyor seni 

alevler içinde, keder ve acıya boğuyor beni.”

Ağlayarak feryat etti ve duydu göksel tanrıça.

Ona öfkelenen Demeter, ölümsüz elleriyle,                                         [251]

lütufla taçlandırılmış, soylu bir aileye

beklenmedik bir anda doğan sevgili çocuğu

ateşten aldı ve bıraktı yere. Korkunç bir öfkeyle,

güçlü çocuk doğuran Metaneira’yı azarladı: 

“Cahil ölümlüler, akılsızsınız öngöremeyecek kadar 

iyi ya da kötü kaderin yaklaştığını.

Onulmaz zararlara uğruyorsunuz akılsızlığınız yüzünden.

Tanrıların yemini, Styx’in amansız suyu şahit olsun:

Sevgili çocuğunu yapacaktım sonsuza dek ölümsüz

ve yaşlanmayacaktı, bahşedecektim ona edebi bir onur.                     [261]

Artık ölümden ya da ölü ruhlardan kurtulamaz.

Yine de ölümsüz bir onur onun olacak her zaman

çünkü yattı dizlerimde ve uyudu kollarımda.

Zaman içinde, geldikçe bugünün yıldönümü,

Eleusis’in oğulları savaşacak birbirlerine karşı 

ve korkunç bir cenge girecekler her yıl o gün.

Ben onurlu Demeter’im, en yüce güç ve

neşe kaynağıyım ölümlüler ile ölümsüzler için.

Haydi, inşa edin tüm insanlar benim için

büyük bir tapınak, şehrin sarp duvarlarının altında sunağı olan      [271]

Kallichoron’un yukarısındaki yüksek tepede.

Ayinleri kendim düzenleyeceğim, bundan sonra

yatıştırabilirsiniz beni yasalara uygun davranarak.”

Tanrıça konuşurken, değişti şekli ve boyu,

arındı yaşlılıktan ve yayıldı etrafa büyüleyici bir güzellik:

hoş kokulu entarisinden yükseldi etkileyici bir esans,

tanrıçanın göksel teninden gelen ışık çok uzaklarda parladı,

altın rengi saçları döküldü omuzlarına

ve aydınlandı sağlam yapılı konak ışıklarla. 

Terk etti tanrıça büyük salonu.                                                        [281]

Metaneira’nın dizlerinin bağı çözüldü.

Uzun süre sessiz kaldı, hiç düşünmedi

biricik oğlunu yerden kaldırmayı.

Ama kız kardeşleri duydular oğlanın acıklı ağlamalarını

ve geniş yataklarından fırladılar. 

Biri alıp çocuğu kucağına göğsüne bastırdı,

diğeri yaktı ateşi, bir diğeri ise narin ayaklarıyla koşuşturdu

annesini mis kokulu odadan çıkarmak için.

Çocuğu kucaklarına alıp yıkadılar ve

sarıldılar sevgiyle, ama çocuk sakinleşmedi:

Kucakladı çocuğu daha kötü dadılar ve bakıcılar.                          [291]

Bütün gece boyunca korkudan titreyerek

dua ettiler büyük tanrıçanın merhamet etmesi için. 

Şafak söktüğünde, egemenliği çok uzaklara uzanan Keleos’a,

anlattılar her şeyi taçlı tanrıça Demeter’in buyurduğu.

Bunun üzerine Keleos topladı tüm halkı,

emretti güzel saçlı Demeter’e yüksek tepede

görkemli bir tapınak ve sunak yapmalarını. 

Hemen itaat ettiler, dinlediler sözünü ve inşa ettiler 

tanrının buyurduğu gibi yükselen tapınağı. 

Tapınak tamamlandığında, dinlendiler yorgunluktan                     [301]

ve dönmek için ayrıldılar evlerine. Ama altın Demeter 

oturdu orada, tüm kutsanmışlardan uzakta,

yanıp tutuşarak kızının özlemiyle bekledi.

En korkunç ve acımasız bir yıl kıldı

toprağın beslediği insanlara, ve yeryüzünde

filizlenmedi hiçbir tohum: Zengin taçlı Demeter, gizledi onu.

Boşuna sürükledi öküzler eğri sabanları tarlalarda

oysa beyaz arpa bereketsiz düştü toprağa.

Yok olacaktı tüm konuşan soylar acımasız kıtlıkla

ve Olympos’takiler mahrum kalacaktı                                           [311]

armağanlardan ve kurbanların onurundan,

eğer Zeus gözleyip de bir plan yapmasaydı.

Önce altın kanatlı İris’i uyandırdı

güzeller güzeli Demeter’i çağırması için.

Zeus konuştu ve İris itaat etti fırtına bulutlu 

Kronos’un oğluna, kanatlanıp uçarak aşağı indi.

Gitti tütsü sunan Eleusis kentine ve 

buldu kara giysiler içinde Demeter’i tapınakta.

İris ona hızlı sözlerle rica etti: 

“Demeter, her şeyi bilen Zeus Baba çağırıyor seni [321]

sonsuza dek yaşayan tanrılar arasına katılmaya.

Gel, izin verme Zeus’tan gelen sözlerimin boşa gitmesine.” 

İris yalvardı ama Demeter’in kalbi ikna olmadı.

Sonra baba, gönderdi birbiri ardına

kutsanmış tüm ölümsüz tanrıları. Sırayla

yanlarına çağırdılar, sundular değerli armağanlar

ve her türlü onuru, tanrılar arasından seçebileceği.

Lakin kimse ikna edemedi onun yüreğini ya da aklını:

öfkeliydi ruhu, reddetti sözlerini kesinlikle.

Asla ayak basmayacağını söyledi güzel kokulu Olimpos’a                          [331]

ya da hiçbir ürün vermeyeceğini yeryüzüne

gözleri ışıl ışıl parlayan kızını kendi gözleriyle görene dek.

Gümbür gümbür gürleyen Zeus duydu bunu, 

altın asalı Hermes’i gönderdi Erobas’a

Hades’i nazik sözlerle ikna etmesi için

Persephone’yi çıkarması için puslu karanlıktan

tanrılar arasındaki aydınlığa, böylece annesi

kendi gözleriyle görüp kızını, vazgeçebilirdi öfkesinden.

Hermes de dinledi onu; ayrıldı Olympos’tan

hızla yeryüzünün gizli yerlerine daldı.                                                         [341]

Lord Hades’i evinde, buldu yatakta 

saygıdeğer karısıyla birlikte otururken, 

kız hala isteksizdi ve özlüyordu annesini. 

[Ama Demeter, kutsanmış tanrıların işlerine karşı bir düzen kurmuştu].

Argos’un kudretli Katili yaklaşarak yanına şöyle dedi: 

“Siyah saçlı Hades, Ölülerin Efendisi,

Zeus Baba emretti bana, soylu Persephone’yi

Erebos’tan çıkarıp aramıza getirmemi, 

böylece görebilecek annesi kızını ve vazgeçecek

tanrılara karşı duyduğu öfke ve hiddetten.

Demeter tasarladı bir düzen, yok etmek için kısa ömürlü                         [351]

topraktan doğan insan soyunu, gömdü tüm tohumları toprağa

hiçe saydı tanrıların saygınlığını. Öfkelendi korkunç bir şekilde

ve katılmadı tanrılar arasına: oturdu güzel kokulu tapınağında

terk etmedi Eleusis’in engebeli şehrini.” 

Anlattı o bu şekilde. Gülümsedi Ölülerin efendisi Hades, 

çatık kaşlarıyla ve itaat etti Kral Zeus’un buyruğuna.

Hemen düşünceli Persephone’yi çağırdı: 

“Persephone, git kara pelerinli annenin yanına

eğer sakinleştirecek ise öfkeni ve ruhunu.                                               [361]

Mutsuz olma diğerlerinden daha fazla.

Senin için uygunsuz bir koca olmayacağım

diğer tanrıların arasında, Zeus Baba’nın öz kardeşiyim.

Hükmedeceksin burada yaşayan ve devinen herkese, 

en yüce onura sahip olacaksın ölümsüzler arasında,

ve sonsuza dek cezalandıracaksın 

haksızlık yapanları, öfkeni yatıştıramayanları

uygun ayinlerle ya da armağanlarla.”

Böyle söyledi o. Düşünceli Persephone sevindi 

ve hemen sevinçle ayağa fırladı. Ama gizlice                                        [371]

kıza yemesi için bal gibi tatlı bir nar tanesi verdi,

dikkatini dağıttı, böylece kalamayacaktı sonsuza dek

kutsal, kara pelerinli Demeter’in yanında.

Hades, Birçok Ölünün Efendisi, 

koştu ölümsüz atlarını altın arabasına. 

Kız tırmandı arabaya güçlü Hermes ile

dizginleri ve kırbacı eline aldı ve ilerlediler hızla 

büyük salon boyunca. Coşkuyla uçtular 

ve tamamladılar uzun yolculuğu çabucak. 

Ne deniz ne de nehir, ne çimenli kayalıklar                                        [381]

ne de dağ zirveleri durdurdu onları: göklerde

ilerliyordu ölümsüz atlar havayı yararak hızla.

Hermes onları, sürdü zengin taçlı Demeter’e doğru

güzel kokulu tapınağında bekleyen. Demeter gördü kızını,

atıldı ağaçlık dağdan inen bir maenad gibi.

Persephone annesinin [güzel gözlerini] görünce 

indi [arabadan] aşağı ve koşmaya başladı

[doladı kollarını annesinin boynuna].

[Sevgili kızını hâlâ kucaklayan Demeter, hemen]

[şüphelendi bir hileden; endişelendi yüreği çok].                            [391]

Kucaklaşmayı bitirince hemen başladı sorgulamaya: ] 

“Yavrum, [aşağıdayken] hiç yemek [yemedin] 

değil mi?  Konuş, [saklanma, böylece bilelim ikimiz de].

Eğer yemediysen, [nefret dolu Hades’ten] geldiğine göre,

yaşayabilirsin benimle ve babanla birlikte,

[Kronos’un fırtına bulutlu oğluyla,]  onurlandırılarak tüm [tanrılar tarafından].

Ama eğer yediysen, geri dönersin [dünyanın gizli yerlerine],

orada [her yılın] üçte birini geçirirsin,

ama yaşarsın benimle ve [diğer tanrılarla] iki mevsim.

Filizlendiğinde her türlü hoş kokulu çiçekle toprak                        [401]

baharda, doğacaksın tekrar sisli karanlıktan,

tanrılar ve ölümlü insanlar için büyük bir mucize olacaksın.

Nasıl kandırdı seni Kudretli Ölüler Kralı?”

Buna karşılık güzel Persephone yanıtladı:

“Sana tüm gerçeği anlatacağım anne.

Hermes, hızlı koşucu, yanıma geldi,

Kronos’un oğlu babamın ve diğer tanrıların yanından,

alıp götürmek için Erebos’tan; böylece beni görebilecek

ve vazgeçecektin tanrılara beslediğin öfke ve nefretten,

sevinçten havalara uçtum, ama Kronos’un diğer oğlu gizlice               [411]

ağzıma bir nar tanesi koydu, bal gibi tatlı,

zorla yemeye mecbur etti beni, hem de hiç istemediğim halde.

Anlatacağım sana kurnaz Hades’in nasıl beni kaçırdığını,

babamdan koparıp, nasıl gizli diyarlara götürdüğünü

yeryüzünün derinliklerinde ve sorduğun her şeyi.

Büyüleyici bir çayırda oynuyorduk hepimiz:

Leukippa, Phaino, Electra, Iantha,

Melita, Iacha, Rhodeia, Kallirhoa,

Melobosis, Tyche, çiçek açan Okuroa,

Chryseis, Ianeira, Akasta, Admeta,                                                    [421]

Rhodopa, Plouto, büyüleyici Kalypso,

Styx, Ourania, sevimli Galaxaura,

savaştan heyecan duyan Athena ve ok atan Artemis. 

Oyun oynadık ve topladık güzel çiçekler:

süsen ve sümbülle karışık narin çiğdemler,

gül goncaları ve zambaklar, görülmeye değer güzellikler,

ve uçsuz bucaksız yeryüzünde çiğdem gibi büyüyen bir nergis.

Sevinçle nergisi kopardığımda, yarıldı toprak aşağıdan

ve birçoklarının güçlü kralı fırlayıverdi ortaya.

Hades, istemediğim halde beni sürükledi toprağın altına,                 [431]

altın arabasına bindirip; bağırdım avazım çıktığı kadar.

İşte hepsi bu, gerçeği söylüyorum sana üzgün olsam da.”

Böylece gün boyu iki tanrıça paylaştılar aynı duyguları,

şenlendirdiler birbirlerinin yüreğini ve ruhunu;

kucaklaştıkça yürekleri arındı kederden.

Neşe saçtılar birbirlerine ve neşe duydular birbirlerinden.

Parlak duvağıyla Hekate geldi yanlarına

ve sarıldı içtenlikle kutsal Demeter’in kızına.

O andan itibaren oldu kızın eşlikçisi ve yoldaşı.

Gürleyen, gümbürdeyen Zeus, yolladı Rhea’yı,                             [441]

kara pelerinli Demeter’in annesini, getirmek için kızını

tanrıların soyunun arasına, Zeus’un söz verdiği gibi

arasından seçebileceği onurlar adına.

Buyurdu Rhea’ya, kızın puslu karanlıkta kalmasını 

yılın üçte biri boyunca, ve kalan üçte ikisinde ise

annesi ile diğer ölümsüzlerle birlikte olmasını.

Uydu tanrıça Rhea, Zeus’un emrine.

İndi hızla Olympos’un doruklarından aşağı,

Geldi Rarian Ovasına: bir zamanlar verimli, şimdi çorak olan

toprağın hayat veren memeleri yapraklardan arınmıştı,                 [451]

duruyordu bomboş. Toprak gizlemişti beyaz arpayı

kurnaz Demeter’in hilesiyle. Çok geçmeden,

boy atacaktı tahıllar gene baharın gelişiyle,

ve geniş karıklar ova boyunca,

dolacaktı demet demet dizilen tahıllar ile.

İşte orada, indi ilk kez Rhea kıraç havadan aşağı.

Gördüler anne ve kız birbirlerini, doldu yürekleri sevinçle.

Parlak duvaklı Rhea şöyle dedi Demeter’e:

“Çocuğum, sesli gürleyen Zeus çağırıyor seni

tanrılar soyu arasında dolaşmaya, onurlar için –                            [461]

hangisini istersen seçebileceğin – söz verdi.

Buyurdu kızın puslu karanlıkta kalmasını 

yılın üçte biri boyunca, ve kalan üçte ikisinde ise

olmasını seninle ve diğer ölümsüz tanrılar ile.

Zeus söyledi bunların olacağını ve buyurdu kafasıyla.

Ama gel, kızım benim, boyun eğ. Sonsuza dek

Kronos’un oğlu fırtına bulutlu Zeus’a öfke dolma.

Yetiştir hayat veren meyveleri insanlık için hızla.”

Rhea yalvardı ve zengin taçlı Demeter eğdi boyun.

Çabucak çıkardı bereketli topraktan fışkıran meyveleri.             [471]

Dolup taştı uçsuz bucaksız yeryüzü yapraklarla

ve çiçeklerle. Anlattı Demeter kutsal ayinleri

adalet dağıtan krallara, Triptolemos’a,

at süren Diokles’e, güçlü Eumolpos’a,

ve liderleri Keleos’a; öğretti Gizemlerini hepsine,

[Triptolemos’a, Polykseinos’a ve Diokles’e,]

çiğnenmemesi ve hakkında sorular sorulmaması gereken

ya da söylenmemesi gereken kutsal şeyleri: engeller tanrıların gazabı.

Ayinleri gören yeryüzündeki ölümlüler kutsanırlar,

ancak ayinlere hiçbir katkısı olmayan, bilgisizler,                            [481]

öldüğünde puslu karanlıkta paylaşamazlar aynı kaderi.

Gerçekleştirdikten sonra Kutsal Demeter ayinlerini,

ayrıldı Olimpos’ta toplanmış tanrılara katılmak için;

orada yaşarlar gök gürültüsünden hoşlanan, 

saygı duyulan ve korkulan Zeus ile. Kim olursa olsun kutsanmıştır

Demeter ve Persephone’nin yeryüzündeki ölümlülerden sevdikleri-

Gönderirler Ploutos’u o kişinin yüce evine 

ve zenginlik verir Ploutos ölümlü insanlara. 

Gelin, tütsü sunan Eleusis’te yaşayan tanrıçalar,

denizle çevrili Paras ve kayalık Antron –                                         [491]

Mevsimleri getiren, parlak meyveler veren Kraliçe Demeter

ve senin güzeller güzeli kızın Persephone, 

rızık verin bana lütfen şarkım için.

Lakin hep anacağım seni ve başka bir şarkıyı da.