Homeros’un Dünyasından Bugüne

Homeros’un dünyası, çağdaş okuyucuya ilk bakışta masal gibi gelebilir. Ancak olay örüntüleri ve karakterler mercek altına alındığında, bambaşka gerçekler keşfedilebilir.

Toplumsal davranışlar ve kültür, çağlar boyunca nesilden nesile aktarılmıştır. Bu süre zarfında zaman aşımına uğrayan etik kuralları ve toplumsal davranışlar olduğu gibi, niceleri de toplum değerleri arasına zaman içinde katılmıştır.

Bugün Homeros’un İlyada’sını ve Odysseia’sını okuyan herhangi bir kültürde yetişmiş çağdaş insan, karakterlerin verdiği tepkileri yadırgayabilir. Bazen, tam aksine, bu davranışları hala sergilediğini fark ederek şaşırabilir. 

Bu yazıda, Homeros’un dünyasındaki insanlar ile bizim dünyamızın insanı arasındaki farkları incelemek ve sizlerin görüşlerinize sunmak istedim.

1- Erkekler Ağlamaz!

Günümüzün insanın net bildiği bir kalıptır, erkekler ağlamaz. Bu çağdaş toplumlarda bile hala büyük bir dogmadır. Ağlamak güçsüzlük belirtisidir, erkekler güçlü olmalıdır; dolayısıyla ağlamamalıdır. Peki bu Homeros’un dünyasında böyle midir?

Örneğin, adını çağların ötesine taşıyan yiğit Akhilleus, Agamemnon ile kavga ettiğinde annesinin yanına gider ve hüngür hüngür ağlar. Hatta annesi bir tanrıça olmasına rağmen, oğlunun kara bahtını bilerek gözyaşı döker durur. Akhilleus‘un biricik dostu Patroklos öldüğünde bütün Akha erkekleri onun için ağlar. Hiçbiri de ağlamaktan utanmaz. Agamemnon, Troyalılara karşı savaşı kaybederken, kurulu toplar ve tüm kralların önünde ağlar.

“Gözyaşı döküyordu Agamemnon durmadan.”

Kısacası erkekler sadece üzgün olduğundan değil, hissettikleri bin bir türlü duygudan ötürü ağlarlar. Aşk acısından, sevinçten, öfkeden, kıskançlıktan…

2- Konuk Önce Beslenir Sonra Kimliği Sorulur!

Yerleşik hayata tam zamanlı geçmiş günümüzün insanı, bireyselliğin ön plana çıktığı bir dünyada hayatını sürdürmektedir. Bizim için sokakta tanımadığımız ve iletişim kuran herhangi biri bile çok korkutucudur. Bir nesil önce büyük ailelerdeki misafir ağırlama geleneği de yavaş yavaş son bulmaktadır. Ancak Homeros’un dünyasında, yabancılara karşı farklı bir bakış açısı var. Çünkü herhangi biri, çok hızlı yerinden yurdundan edilebilir. Başına türlü maceralar gelebilir. Hemen bütün karakterler olası kaderlerinin bilincinde olduğundandır belki de; ülkelerine gelen yabancıya karşı sonsuz bir eşduyu beslerler.

Bir yabancı konuk edildiğinde, önce karnı doyurulur, sonra kim olduğu sorulur. Yabancı isterse kimliğini açıklayabilir. Birine yemek vermeden, kim olduğunu sormak enikonu kabalıktır. 

Odysseus, Troya Savaşı bittikten sonra tam on sene denizlerde sürüklenir durur. Bu esnada türlü maceralar yaşar ve Akdeniz’in kıyısındaki çoğu ülkeye ziyaretlerde bulunur. Onu konuk eden bütün krallar, çobanlar ve diğerleri, ilk önce konuğunu besler; sonra Odysseus’un kim olduğunu sorarlar. 

Menelaos, Odysseus’un oğlunu evinde ağırladığında, diğer bütün karakterler gibi şöyle der:

“Ekmek alın, bol bol yiyin, doyurun karnınızı,
yemekten sonra sorarız adınızı sanınızı.”

3- Yemek Yemeden Önce Tanrılara Sunu Yapmak

Homeros’un dünyasında her şeyi tanrılar yönetir. Bazen bir diyaloğu yönlendirirler, bazen insanların arasına karışır savaşırlar, türlü türlü düzenler kurarlar. Kısacası, tanrıların varlığı hayatın bir parçasıdır ve bütün karakterler iyinin de kötünün de tanrılardan geldiğini bilir.

Özellikle Odysseia’da, savaş bittiği için insanlar bolluk bereket içinde şölen yapar dururlar. Odysseus nereye gitse, birileri tarafından misafir edilir. Hep önce yemek yenilir, sonra konuşulur doyasıya. Ancak yemek yemeden önce, tanrılara sunu yapmak oldukça önemlidir. Aksi halde başlarına kötü olaylar gelebilir. Örneğin Menelaos, yola çıkmadan önce tanrılara söz verdiği sunuları yapmadığı için bir adada hapis kalır.

Aslında, günümüzde, yemeden önce dua etmek, birçok kültürde devam eden bir gelenektir. Özellikle muhafazakar aileler, yemeğe başlamadan önce dua ederler. Homeros’un dünyasında ise hemen hemen bütün karakterler, önce sunusunu yaparlar hep var olan tanrılara, hatta bir dilekleri varsa yakarırlar; sonra yemeklerini yerler. 

“Onlar da sunu sundular önce, 
sonra içtiler canları çektiğince.”

4- Konuğa ve Geline Armağanlar Verilir

Ne zaman bir karakter, bir kralı ziyarete gitse, değerli armağanlar konuğa verilir. Dahası, birileri iyi bir öngörüde bulunup karşısındaki kişiyi rahatlatıyorsa, öngörü gerçek olduğunda verilecek türlü armağanın vaadinde bulunur karakterler. Bu armağanlar genellikle yaşmaklar, gömlekler, kaftanlar, silahlar, altın, atlar, arabalar, sandıklar, testiler ve nice nesneler olabilir.

Öte yandan, bir adam, bir kadına talipse eğer, değerli armağanlar vererek talip olabilir. Armağanın ağırlığı, damat adayını seçmek için bir kriterdir. Örneğin, tanrı Hephaistos, Afrodit ile evlenmek için türlü armağanlar vermiştir ve karısının aldattığı ortaya çıktığında, bu armağanların kendisine iade edilmesini ister.

Kral Alkinoos, Odysseus’u dinledikten sonra yanındakilere şöyle der:

“çok akıllı bir adam görünür bana konuğumuz,
haydi konukluk armağanları verelim ona töremizce”

Yani konuğa ve talip olunan kadına armağanlar vermek bir töredir. Bugün geline armağanlar vermek, aslında hala yaşayan bir gelenektir. Düğün öncesi geline türlü takılar alınır, geline talip olunurken yine damadın ailesi türlü armağanlar ile gelin evini ziyaret ederler. Öte yandan, eve misafir gelen konuğa, giderken yemek katma geleneği belki Homeros’un dünyasından günümüze değişerek akmış bir kültürel davranış olabilir.

5- Kurnazlık Her Zaman Takdire Şayan

Odysseus, hep kurnaz, düzenbaz, cin fikirli bir adam olarak betimlenir ve bu onun takdir edilmesi gereken bir özelliğidir. Kurnazlık ve akıllı olmak bayağı eşdeğerdir. Odysseus, kurnazlığı sayesinde Troya’ya casus olarak sızmış, Troya Atı’nı düşünmüş, Kral Resos’u öldürmüş ve karısının taliplerine entrika kurmuştur.

Phaiakların ülkesine konuk olduğunda, sonunda kral Alkinoos, Odysseus‘a kim olduğunu sorar ve şöyle bir yanıt alır:

“Laertes’in oğlu Odysseus’um ben,
kurnazlığımla tanınmışım tekmil insanlar arasında,
benim işte o, ünü göklere yükselen adam.”

Hatta bir gün Athena karşısına kılık değiştirerek çıkıp ona kim olduğunu sorunca, tanrıçaya türlü yalanlar söyler. Buna karşılık tanrıça Athena, Odysseus‘u şöyle azarlar:

“Binbir türlü düzeninde aşmak için seni
bir tanrı bile çok kurnaz ve düzenbaz olmalı,
seni hınzır, seni cin fikirli, yalana dolana doymaz seni,
kendi yurdunda da mı vazgeçmeyeceksin sen 

çocukluğundan beri sevdiğin bu uydurma masallardan?
Bırakalım bunları artık, düzenden anlarız ikimiz de,
düşüncede ve sözde en ustası sensin bütün ölümlülerin,
ben de aklım ve düzenlerimle övünürüm tanrılar arasında.”

Kısacası, tanrıça da düzenbaz olması ile övünür. İlyada’da Zeus, “kurnaz” ünvanı ile anılır. Kurnazlık, ölümsüzlerin bile önemli bir özelliğidir ve övünç kaynaklarıdır.

Günümüzde, “kurnaz insan” bize iyi duygular hissettirmez. Hatta kurnazlık, artık tilki gibi hayvanlara atfedilen kötü bir huydur. Tanrılara böyle bir yakıştırma yapılmaz. 


Homeros’un dünyasından günümüze açılan büyük bir kapı vardır. Okuduklarımız sadece masallardan ibaret değildir, tam aksine, tarihsel kimliğimizi bulmamızı sağlayan, gerçek hikayelerden oluşur. Bahsedilen bütün karakterlerde, günümüz insanı kendisinden bir parça yakalayabilir. Çok uzak geçmişte gerçekleşmiş gibi görünen olay örgülerinin, günümüzde de yaşandığını fark edince şaşırabilir. Belki de bu yüzden bilinen en eski yapıtlardan biridir ve binlerce yılı aşıp, uzay çağındaki bizlerin bile hala ilgisini çekmeyi başarabilmektedir.