Japon Mitolojisi – Giriş – Birinci Bölüm

Asya’nın doğu denizlerinin etrafına dizilip günümüzde Japonya olarak bilinen uzun takımada, eski zamanlarda Aynular denen vücutları kılla kaplı yerliler tarafından iskân edilmişti.

Mitoloji ve Halkbilim Bağlamında İnsanlar, Toprak ve İklim

“Aynu” kelimesi kendi dillerinde “insan” anlamına gelir. Yaklaşık iki ya da üç bin yıl önce istilacı gruplar, muhtemelen birden fazla noktada ve farklı zamanlarda karaya çıkarak ana kıtadan gelmeye başladılar. Bu istilacıların gelmesiyle yerliler, yavaş yavaş önce doğuya daha sonra kuzeye sürüklendiler. Bu fatihlerin ne zaman geldiği belli değildir ancak en muhtemel varsayım, Asya kıtasından Kore Yarımadası yoluyla Japon Denizi’ni geçerek gelmiş olmalarıdır. Korelilerinki gibi Japonların da asıl soyunun pek çok bakımdan Çinlilerden farklı olduğu unutulmamalıdır. Japonların kökeni, Çin’in veya Han ırkının yurdundan daha kuzeyde bir yerde aranmalıdır. Diğer taraftan Korelilerin Japonlarla benzerliği pekâla saptanmıştır ve Asya’nın kuzeyinde iskân eden diğer ırklarda bir gün akrabalık izine rastlanması mümkündür.

Ne var ki Japonlar karma bir halktır ve daha çok Çin’in doğu sahillerinden ya da güney adalarından ve zaman zaman Japon Denizi’nin batı tarafından aldığı göçlerle şekillenmiştir. Pek çok bilim insanı bu farklı kökenleri şu şekilde ayırmaktadır: Gerçek Japonların genellikle uzun yüzleri ve gaga benzeri burunları vardır.

Öinli unsurlar ise daha yassı bir yüz ve daha çıkıntılı elmacık kemikleriyle kendisini belli eder. Güneyli veya Malezyalılar yuvarlak, tombul bir surat ve ince gözleriyle belirgindir. Batı adalarında Çinli yüz hatlarının ağır basması Japonya’nın bu kısmı ile Yangtze Nehri’nin ağzı arasındaki deniz vasıtasıyla kurulan basit bir bağlantıyla oldukça doğal bir şekilde açıklanmaktadır.

Diğer taraftan güneyli bir unsurun varlığı, efsanelerde anlatılan batı adalarının güney bölümlerinin Doğan-insanlar (Hay-ya-to) ve Ayı-ırkı (Kuma-so) deneni çok daha güneyden gelen kavgacı işgalciler tarafından zaman zaman tacil edilmesi gerçeğiyle açıklanabilir. “Ayı” ile birleştirilmiş şahıs isimlerine en sık rastlanan yer, ülkenin bu bölümü ve özellikle Satsuma sahasıdır.

Dahaso Şikoku Adası’nın güney sahilleri “At” gibi isimler bakımından zengindir. Bu sahiller haliyle güneyden gelen gömenler için en yakın sıçrama sahasıydı. Tarihöncesi dönemde takımadanın nüfusundaki bu artışlara ek olarak yarı tarihi ve tarihi ve tarihi kayıtlar sıklıkla Çin ve Kore’den yapılan göçlerden bahseder ve bu ikinci göç dalgası, daha gelişmiş medeniyetlerinin adaların her tarafına yayılmasında etkin rol oynamıştır.

Çağdaş bilim insanlarının varsayımlarından bu kadar çok bahsettikten sonra, eski halk efsanelerinin kökenleri ve şu anda yaşamakta oldukları coğrafyaya gelişleri hakkında neler anlattıklarına bakalım.

Adaların yaratıcılarının semavi tanrılardan ikisi olduğu söylenir. Evrenin oluşmasıyla ilgili mitleri değerlendirmeye başladığımızda bu ikisinden daha çok bahsedeceğiz. Bunların çocuklarından birisi Gök’ten evreni yöneten ve Japonya’yı yöneten ailenin kadın atası haline gelen Güneş Tanrıçası’dır.

Güneş Tanrıçası, bir defasında ağustos ayında “Kamışların Bereketlice Büyüdüğü Ortadaki Kara Paçası”na doğru, yani Japon takımadalarına baktığında ülkenin çeşitli “kötü ruhlar” tarafından taciz edildiğini ve bunların isyan edip “kurt sinekleri gibi” dalgalar halinde yayıldıklarını görmüştür. Bu kötü ruhlara uyarı niteliğinde mesajlar göndermiştir.

Daha sonra, bunlara ve nihayetinde topraklarını semavi tanrılara bırakan dünyevi tanrılara karşı birtakım cezalandırı seferlere kalkışmıştır. Bu şekilde bastırılan tanrılar arasında, Güneş Tanrıçası’nın Kore’nin doğu sahillerinin karşı tarafında bulunan Japon Denizi’nin kıyılarına hükmeden erkek kardeşi Fırtına Tanrısı’nın torunları bulunmaktadır.

Böylelikle işler kolaylaştıktırıldıktan sonra Güneş Tanrıçası torununu “ilelebet ülkeye hükmetmesi” için adalara göndermiştir.

Grup, yüksek bir tepenin zirvesinde Tsukuşi (günümüzde Kyuşu) adasına ulaşıp batı adalarının Pasifik kıyısındaki Himukai bölgesine (“güneşe bakan” diyar) yerleşmiştir. Şimdilerde bu bölgede kazı yapılan pek çok eski höyük vardır ve tarih öncesi döneme ait çok sayıda ilginç kalıntı gün yüzüne çıkarılmaktadır.

Göç ve fetih dalgaları “Güneşe Bakan” bölgeden doğuya doğru İç Deniz kıyıları boyunca hızla yayılmıştır. Hedef, imparatorluk hanedanının efsanevi kurucusu Jimmu Tenno’nun en nihayetinde vardığı Yamato olarak bilinen merkez bölgesiydi. Burada fatihler yine “Toprak-örümcekleri”, Seksen-baykuş”, “Uzun Bacaklı insanlar” ve “Kıllı devler” gibi varlıkların direnişiyle karşılamıştır ancak fatihlerle aynı kabileye bağlı olan ve merkez bölgeye daha önce yerleşenlerin onların tarafında olduğu söylenir. Bu savaşlarda Güneş Tanrısı’nın torunları güneşe dönük vaziyette dövüşüp sonrasında güneş arkalarındayken dövüştükleri için için ilk önce mağlup edilmiştir. Nihayetinde güneşin torunları galip gelerek sekizinci yüzyılın sonuna kadar imparatorluk merkezi olarak kalan Yamato bölgesine yerleşmişlerdir. Dolayısıyla Japonların asıl soyu, bu fatihlerin torunları tarafından temsil edilen Yamato ırkıdır.

Birinci Bölümün Sonu.

Kaynak:
Japanese Mythology
Masaharu Anesaki