Küçük Prens – 1. Bölüm

küçük prens

Nesillerdir anlamını yitirmeyen, yetişkinler için yeri çok özel olan bir eserdir Küçük Prens… Ailemizin bize ilk okuduğu öykü, okumayı öğrendikten sonra yeniden severek okuduğumuz bir eserdir. Pilot ve yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin kaleminden dökülerek ilk kez 1943 yılında yayımlanmıştır. Üzerinden geçen yetmiş dokuz yılın ardından sayfaları çevirirken ilk günkü tadı almak mümkündür.

Özellikle son zamanlar her yayınevinden çıkan basımlarıyla popülaritesini arttıran eserin bize neler anlatmak istediğine hiç inmeyi denedik mi? Küçükler için yazıldığını sandığımız bazı eserler, büyükler olarak nitelendirilen yetişkinlerin hayatında da önemli bir rol almaktadır. Akıl yaşı büyüyen entelektüel, farkındalığı yüksek olan bireyler bilir ki masallar özellikle bizlerin birer el kitapçığı gibidir. Yazarın oldukça sık bir şekilde dile getirdiği sayıların dünyası, verilerin insanı olmaktan sıyrılarak iç dünyamızı hatırlamamız için harika fırsatlardır.

Küçük Prens’te sıklıkla sembolizmden yararlanmıştır. Ona yol gösteren arkadaşı tilkiyle, koyun çizmesi için direttiği pilotla, çok sevdiği gülüyle ruhsal bilinçaltına göndermelerde bulunur. Kitaba dair ilk sembolizm okumalarını 2000 yılında Serge Doussal yapmış olsa bile bizlerin bu tatlı öykü için yazacağı birkaç kelime olacak.

Yazarın oldukça duygusal bir dünyası olduğunu dile getirmek isterim…

Öykümüz, pilot karakterinin ruhunun özü olarak nitelendirebileceğimiz altı yaşlarında çizdiği bir resimle başlar. Çizdiği resim oldukça korkutucu bulduğu bir olaya aittir. Gerçek Öyküler adlı bir kitapta balta girmemiş ormanın derinliklerinde yaşanan avlanma hikâyesi küçük pilotu derinden etkiler. Böylece gördüğü resmi çizmeye karar verir.

Bir boa yılanın avını nasıl yuttuğunu resmeden eser Pilot’a göre oldukça başarılı olur. İçinde yaratıcılık barındıran herhangi bir kişi mutlaka bu inanılmaz resmin ne olduğunu anlayacaktır. Böylece sembolizm dilinde önemli bir yere sahip olan yılanlar eserde bizlere göz kırpar. Yılanlar şifayı ve zehri, yeniden dirilmeyi ve sezgisel yönleri temsil eden varlıklardır. Ayrıca tıpkı Pilot’un resmettiği gibi korkunç olabilirler. Kendilerinden kütlesel olarak büyük canlıları avlayabilmektedir. Hristiyanlıkta ise önemli bir yere sahip olan yılanlar aşağı dünyanın ulakları, öre dünyaya geçen habercileridir.

Pilot’un yaptığı resmi büyüklere göstermesi üzerine aldığı cevaplar onu büyük bir hayal kırıklığına ve kendinden şüpheye düşmesine sebebiyet verir. Büyüklere korkup korkmadıklarını sorar “Korkmak mı?” derler, “Şapkadan mı?” Küçük Pilot fil yutmuş bir boa yılanı resmettiğini söylediğinde kimse onu anlayamaz, anlamlandıramaz.

Okuduğu eserin adının Gerçek Öyküler olması bir yorumcu olarak bende öte dünya kavramını çağrıştırır. Tüm dini inanışlarda asıl hikâyenin, sonsuz hayatın öte dünyada olacağından bahsedilir. Gerçek olan orasıdır. Yılan ise öte dünyaya ruhları taşıyan bir sembolizm aracıdır. Avladığı fil ise sembolizm ifadelerinde uzun yaşam ile özdeştirilir. Sonuçta maddi dünyada bir sona er ya da geç yaşanacaktır. Gerçek öykülere geçmemiz ise yılanın ruhlarımızı avlaması ve yeniden diriltmesi ile mümkündür.

Büyükler resmin bir fil yutmuş boa yılanı olduğunu anlamayınca son bir gayret yeniden çizer resmini küçük pilot. Üstelik bu sefer yılanın içindeki fili göstererek çizer. Büyüklerin görememe yetisine saygı duyarak anlatmak istediği hikâyeyi ayrıntılı bir forma büründürür. Hikâyede şöyle bir yakınma söz konusudur; Şu büyüklere her şeyi tek tek açıklamak gerekir hep…

Böylece son bir gayretle ikinci çizimini sunar. Büyüklerden aldığı tepki ise küçücük bir kalbi üzecek kadar umursamaz, sanattan ve teşvikten uzaktır. Boa yılanının içini veya dışını, avladığı fili bir kenara bırakmasını gerektiğini öğütleyen büyükler dil bilimi, matematik, tarih gibi alanlara önem vermesi gerektiğini vurgular. Oysa tüm bunlar maddi dünyaya, yaşadığımız toprağa ait olan bilim çeşitleriydi. Küçük çocuğun anlatmak istediği ise bambaşkaydı.

Altı yaşındayken büyük bir ressam olma fırsatını dile getiren Pilot karakteri hayalindeki mesleği bırakmak zorunda olmanın üzüntüsünü yaşar. Belki sembollerden, onların gizli öğretilerinden anlayan oldukça başarılı bir ressam olabilirdi. Ancak çocuk bilincinde hevesin geri dönülmez şekilde kırılmaları vardır. Yetişkin olup, kendi kararlarını verecek yaşa geldiğinde bile o heves sonsuza dek kaybolur.

Böylece kendine başka bir meslek seçerek pilot olmaya karar verir. Büyükler ressam olma hayalinden vazgeçirmiş olsa bile seçmiş olduğu meslekle hâlâ uçarı ve keşfetme meraklısıdır. Dünyanın her yerine biraz biraz uçmuş,

Hayatı boyunca fazlaca insan tanıyan Pilot yanında mutlaka altı yaşındayken çizdiği resmi gezdirir, nadiren zeki bulduğu kişilere sahiden zeki olup olmadığına dair resmi göstererek ne gördüğünü sorarmış. Test oyunu her seferinde Pilot’u üzmüş. Boa yılanının avlanmasını gören her yetişkin ne yazık ki benzer cevaplar vermiş durmuş.

“Şapka”

Bunun üzerine yetişkinliğe geçen benliği farklı olanı görme yetisinden vazgeçmiş. Boa yılanından, balta girmemiş kutsal ormanlardan, yıldızlardan söz etmez olmuş. Diğerleriyle anlaşmak ve sosyal olabilmek için herkesin kullandığı dili kullanmaya başlamış. Golftan, politikadan, kravatlardan ve eh bolca ekonomiden bahseder olmuş. Pilot’un dış benliği sayıların ve verilen dünyasına uyum sağlamış. Büyüklerin keyfi de yerine gelmiş böylece. Tüm yabancı konular kayboluvermiş pilotun ağzından, yalnızca aklı başında cümleler kurar olmuş.

Söz konusu yetişkinler olduğunda dertlerini kinaye ve mübalağa yöntemi ile dile getiren yazar gerçek dünya ve sayıların dünyası olarak bir kavram sunmuştur. Gerçek dünya kavramında öte dünya, çocuk ruhu ve saf güdülerin hâkimiyeti söz konuyken, sayısal dünyada siyaset, giysiler, maliyet gibi kavramlar ön plandadır.

Bir sonraki bölüm için; Küçük Prens 2. Bölüm