Medea’nın Öyküsü

Medea’nın öyküsü, bir tiyatro oyunu ile bambaşka bir öyküye dönüşmüştür. Ama neden?

Hangi antik kenti ziyaret ederseniz edin, tiyatrolar, bu kentlerin hemen hemen en görkemli yapılarıdır. Binlerce kişiyi misafir edebilen bu yapılar, Yunanistan’da Dionysos Festivalleri sayesinde, antik dünyada kendilerine önemli bir yer edinebilmişlerdir. Yılın farklı zamanlarında, kırsalda ve şehirde gerçekleştirilen bu festivallerde, trajedi ile komedi dalında performanslar sergilenir ve yarışmalar düzenlenirdi.

Atina’da bu festivaller dönemin doruk noktasına ulaştığında, Atina Kültürü, trajedi dalında üç büyük üstat yarattı: Aiskhylos, Sofokles ve Euripides. Onların oyunları, bugün bile modernize edilerek ya da olduğu gibi sahnelenmektedir. Mitolojik karakterlerin hikayelerini dramatize ederek yazdıkları bu oyunlar, aslında hepimizin iki bin yıl sonra bile hissettiği evrensel duyguları konu almaktadır. Aşk, ihtiras, kıskançlık, mutluluk, aile ilişkileri ve nice benzer konuları işleyiş tarzları, binlerce yıl sonraki izleyicilere bile dokunur. Bu yüzden, çağlar boyunca eskimeden bizlere ulaşmaları pek de zor olmamıştır.

Euripides, otuzlu yaşlarında oyun yazmaya başlamış ve uzun hayatı boyunca yaklaşık doksan adet oyun kaleme almıştır. Bunlardan ancak on yedi tanesi günümüze ulaşmıştır. Yazdığı oyunlar ile katıldığı yarışmalarda dört kez ödül alabilmiştir. Aristoteles, Euripides için “en trajik ozan” demesine rağmen, oyunlarının yeterince trajik olmadığını da eleştirir. Çünkü ona göre, Euripides, “insanları olmaları gerektiği gibi değil, olduğu gibi” betimler. Belki de bu yüzden, günümüze en çok oyunu ulaşan yazarlardan biridir. Ancak içlerinden bir tanesi, hem kaleme alındığı dönemde hem de günümüzde daha büyük tartışmalara sebep olmuştur.

Euripides’in bilinen en ünlü oyunu “Medea” adlı eseridir. Medea, aslında tanınan mitolojik bir figürdür. Kolkhis yani Gürcistan ülkesinin prensesi olan Medea, Yunan kahraman Jason‘a aşık olunca, babasına karşı gelerek ona yardım etmiş ve sevgilisi ile birlikte memleketinden kaçmıştır. Medea, tıpkı ailesinin diğer üyeleri gibi bir büyücüdür. Güçlerini, sevgilisi Jason için kullanmaktan hiç çekinmez. Kolkhis’ten kaçabilmek için üvey kardeşini katletmiş, sevgilisi tahtını geri alabilsin diye Jason’un amcasını ve kızlarını oyuna getirmiş ve bir nevi ilkel robot Talos’u bile yenmiştir. Sonunda Jason ile evlenip, üç erkek evlat doğurmuştur. Ne var ki, memleketini sevdiği adam uğruna terk eden güzel prenses, aşkı uğruna yaptıkları yüzünden yabancı olduğu Yunanistan’ın halkı tarafından pek sevilmemiştir. Kocasının şöhretinin önüne geçip, güçlü karakteri ile bütün zorluklarla mücadele etmesi, belki de sevilmemesindeki ana sebeplerden biridir. Yıllar birbirini kovalarken, aç gözlü kocası Jason, Medea’yı bırakıp başka bir kralın kızıyla evlenmek istediğinde ise ünlü Medea Tragedyası doğmuştur.

Medea oyunu, Milattan Önce 431 yılında Atina Dionysos Festivalinde sahnelenmiş ama ödül almamıştır. Bugün en ünlü oyunlardan biri olan Medea, döneminde sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bunun sebebi, bilinen mitolojik geleneğe göre, Medea, kocasının sadakatsizliği karşısında çocuklarını alarak Korinth ülkesine sığınmış ve çocuklarını Korinth halkı öldürmüş olmasına rağmen, Euripides’in senaryoyu tamamen değiştirmesi ve yepyeni bir Medea karakteri yaratmasıdır. Onun Medea’sı, kocasının işlediği suça tahammül edemeyen ve intikam almak için yanıp tutuşan bir kadındır. Kocasının kararını öğrendikten sonra hızlıca bir plan yapar. Kocasının yeni eşine ve babasına zehirli hediyeler göndererek onları öldürür. Ardından, nesiller boyunca anlatılmasına sebep olacak şeyi yapar: kocasından intikam almak için öz oğullarını öldürür.

Medea’nın çocuklarını öldürmesi, kimilerince bir erkekten alınabilecek en güzel intikam olarak yorumlanmıştır. Çünkü soy babadan oğula geçer ve oğullar ölürse, soy da tükenir. Medea, Jason’un neslini yok etmiştir yani.

Peki Euripides neden bilinen hikayeyi değiştirdi? Antik yazarlar, Euripides’in eserlerinde kadınları kötü göstermesini, başarısız iki evliliğine bağlarlar. Gerçekten de Euripides’in hangi tragedyasını okursanız okuyun, ünlü kadın karakterlerin ağzından çıkanlar, modern bir insan olarak sizleri fazlasıyla rahatsız edecektir. Bizzat kadın karakterler, sürekli “kadınların kötü mizacından” bahseder dururlar. Onun karakterlerine göre, bütün trajedilerin altında yatan, kadınlar ve onların belalı doğasıdır. İşte Medea oyununu sahneye koyduğunda da aynı şekilde eleştirilere maruz kalmıştır ve kadın düşmanlığı ile suçlanmıştır. Çizdiği her kadın karakter, Euripides’in kadın düşmanlığını bir nevi doğrular aslında. Ancak kimisine göre, Euripides’in Medea’nın hikayesini bu kadar kökten değiştirmesinin sebebi Korinth halkıdır. Korinth halkı, Medea, çocukları ile onlara sığındığında, Medea’nın çocuklarını öldürmüştür. Bu yüzden, Euripides’e rüşvet teklif ederler ve Medea’ya suçu yüklemesini isterler.

Her durumda, bugün, Medea, sevdiği adam için denizler aşan, memleketinden kopan ve her zorluğa göğüs geren bir kadın olarak değil; çocuk katili bir anne olarak anılır. Dev robot Talos’u, Yunanistan’ın en büyük kahramanları yanındayken, tek başına alt eden kadın değil; kocasının soyunu kurutan bir “femme fatale”dir yani kötü kadın. Artık onu eserlerine konu eden ressamlar ve heykeltraşlar, yüzüne korkunç bakışlar eklemekten çekinmezler. Çünkü, asla unutulmayacak bir günah işlemiştir. Hem de işlememesine rağmen.

Burada aslında sorgulamamız gereken iki nokta vardır: Neden daha trajik hikayeler daha uzun süre anlatılagelmiştir? Kısaca, “basit hikaye satmaz” deyip geçelim bunu. Hepimiz çocuklarını katleden annenin hikayesini, kocası tarafından terk edilmiş bir kadının hikayesine yeğler, daha çok merak ederiz. 

Peki neden “femme fatale” karakterler bu kadar ilgi çekicidir? Medea hikayesini erkekler yazmıştır, Medea hikayesini erkekler değiştirmiştir, Medea hikayesini erkekler sahnelemiştir, Medea hikayesini günümüze erkekler ulaştırmıştır. Medea, kadınlardan korkan erkeklerin hikayesidir aslında. Kadına toplumsal görevler biçilir, bu kalıba girmeyen kadınlara toplum hem ilgi duyar hem de onlardan korkar. Tıpkı ortaçağda, cadı olarak etiketlenip yakılan kadınlar gibi, antik dönemlerin kalıp dışındaki kadınlara cezasıdır bu. Çağlar boyu unutulmayacak kötü bir kadına dönüşmek…

Bugün bile modern kadın aynı sıkıntıları çeker. Kötü kadın ile iyi kadın arasına çizilmiş ince çizgide, özgürce hareket edemeden, bir yaprak misali savrulup durur. Dizginleri eline alan kadın endişe vericidir. Artık “çocuk katili” ya da “kötü kalpli cadı” değildir ama; “çalışılması zor bir yönetici”, “başarısız bir anne” ya da “hafifmeşrep bir kadın” olarak rahatlıkla anılabilir. Binlerce yıldan akıp gelmiş gelenek ve fikirlerin zincirlerini kırmak kolay değildir açıkçası.