Necromanteion – Kadim Ölüler Tapınağı

Necromanteion, Yeraltı Dünyası’nın tanrısı Hades ve onun eşi tanrıça Persephone’ye adanmış eski bir tapınaktı.

Eski Yunan inançlarına göre, ölülerin bedenleri toprakta çürürken ruhları serbest kalır ve topraktaki yarıklar aracılığıyla Yeraltı Dünyası’na giderdi. Ölülerin ruhlarının, gelecekten haber verme gücü de dahil olmak üzere, yaşayanların sahip olmadığı yeteneklere sahip olduğu söylenirdi. Bu nedenle Yeraltı Dünyası’na giriş olduğu düşünülen yerlerde, kehanetler almak amacıyla nekromansi (ölülerle iletişim) uygulamak için tapınaklar inşa edilmiştir.

Tanaeron’daki Poseidon Tapınağı’nın yanı sıra Hermione (Argolis), Cumae (İtalya) ve Herakleia’daki (Pontos) tapınaklar gibi diğer tapınaklarda da büyücülük yapıldığı bilinmekle birlikte, Epirus’taki Necromanteion  bunların en ünlüsüydü.Necromanteion’un (“Ölüler Kahini”) Hades diyarındaki beş nehirden üçünün – Akheron (Neşesiz), Pyriphlegethon (Ateşle Alevlenen) ve Kocytus (Ağlayan) – buluşma noktasında yer aldığı söylenirdi. Bu alanın Yunan arkeolog Sotirios Dakaris tarafından 1960’larda Epirus’ta keşfedildiğine inanılmaktadır.

Necromanteion’dan birçok antik yazar bahsetmiştir. Örneğin Homeros’un Odysseia’sında kahraman Odysseus, evi İthaka’ya dönmenin yolunu bulmak için kör kahin Tiresias’ın ruhunu aramak üzere Necromanteion aracılığıyla Yeraltı Dünyası’na girer. Necromanteion’dan Herodot’un Tarihler’inde de bahsedilir. Herodot Korintli tiran Periander’in öyküsünü anlatır. Bu hikâyeye göre, tiran kısa süre önce ölen karısı Melissa’nın ruhuyla iletişim kurmak ve böylece belli bir miktar parayı sakladığı yeri öğrenmek istemiştir. Periander’in temsilcileri ona danıştığında, Melissa’nın ruhu, öldüğünde giysileri yakılmadığı için Yeraltı Dünyası’nda üşüdüğü gerekçesiyle saklı paranın yerini söylemeyi reddeder. Kimliğini kanıtlamak için, sadece Periander’in bildiği bir şeyden bahseder, mesela ekmekleri soğuk bir fırına koymuştur. Bu şifreli mesaj aslında tiran’ın karısının cesediyle cinsel ilişkiye girdiği anlamına geliyordu ki bunu muhtemelen yalnızca Periander biliyordu. Periander bunu duyunca hemen yerel kadınların giysilerini soymuş ve onları (giysileri) Melissa’ya adak olarak yakmıştır.      

Ancak ölülerle iletişim kurmak sadece antik Yunan yazarlarının eserlerindeki ünlü karakterlerle sınırlı değildi. Sıradan vatandaşlar da ölülere danışmak için Necromanteion’u ziyaret ederlerdi. Bu kişiler önce karanlık bir odaya girer, ardından kendilerini korumak ve ölenlerle iletişim kurma becerisi kazanmak için bazı ayrıntılı ritüelleri yerine getirirlerdi. Bundan sonra bir rahip onları daha derin bir odaya götürür, burada ayinsel bir hayvan kurbanı gerçekleştirilir ve Yeraltı Dünyası’na girişlerini sembolize eden üç kapıdan geçerlerdi. Törene katılanlar artık Yeraltı Dünyası’nın ruhlarıyla konuşabileceklerdi.

Tarihi kayıtlarda büyücülerin ‘hayaletler’ ya da ‘gölgeler’ gördüklerine dair atıflar yer almaktadır. Şüpheciler bunların psikotropik özelliklere sahip ritüel yiyecek ya da içeceklerin neden olduğu halüsinasyonlar olduğunu savunmaktadır. Arkeoloji ise ‘ruhların’ nasıl ortaya çıktığına dair bir ipucu vermektedir. Arkeologlar tarafından yeraltı odalarının içinde bulunan mekanik düzenekler, bunların ‘hayaletleri’ odanın içinde uçuyormuş gibi göstermek için kullanıldığını düşündürmektedir.

M.Ö. 167 yılında Necromanteion Romalılar tarafından yağmalanmış ve hasar görmüştür. Alan ancak 18. yüzyılda Vaftizci Aziz John’a adanmış bir manastır inşa edildiğinde yeniden kullanılmaya başlanmıştır. 1960’larda yapılan bir arkeolojik keşif gezisi, buranın Necromanteion’un bulunduğu yer olduğu sonucuna varmıştır. Ancak yakın zamanda yapılan bir çalışma bu iddiaya karşı çıkmış, bunun yerine kalıntıların bir tarım kulesinin tabanı olabileceğini ve yeraltı odalarının tahıl veya su için depolama alanları olduğunu öne sürmüştür.

Kaynakça için tıklayınız.

https://www.ancient-origins.net/news-myths-legends/necromanteion-ancient-temple-dead-002255