Odysseia – 24. Bölüm Özet

Odysseia Destanının yirmi dördüncü bölümünün uzun özetidir. Destanın son bölümünde, taliplerin ruhu Hades’e gider. Odysseus ve halkı arasında barış sağlanır.

Kylleneli Hermeias, taliplerin ruhlarını çağırır ve altın değneği ile onları dürter. Ruhlar ıslık sesiyle uçuşmaya başlar, Okeanos’un akışını izleyip Ak Kayaya varırlar. Güneş’in kapılarından ve Düşler ülkesinden geçerler, sonunda Asfodel Çayırına ulaşırlar. Akhilleus, Patroklos, Antilokhos ve Aias’ın ruhu ile karşılaşırlar. Taliplerin ruhları, Akhilleus’un çevresini sararken, Agamemnon’un ruhu çıkagelir. Onun da çevresinde, Aigisthos’un öldürdüğü adamlarının ruhları vardır.

Akhilleus, Agamemnon’a hitap eder. Bir zamanlar Zeus’un en sevdiği adamdır ve Akhalara krallık etmiştir. Troya’dayken ölseydi, Akhaların ona höyük yığacağını belirtir. Ancak Agamemnon’un ölümü yürekler acısı olmuştur.

Agamemnon, Akhilleus’un savaşta öldüğünü ve en seçkin adamların ise onun çevresinde öldüğünü anlatır. Zeus fırtına göndererek savaşa ara vermiştir. Böylece, Akhilleus’un bedenini gemilere taşırlar, yıkayıp yağlarlar, bütün Danaolar onun için ağlar ve saçlarını keser. Denizden tanrısal çığlıklar duyulur ve anası, yanında deniz tanrıçaları ile oğlunun cenazesine gelir. Herkes seslerden korkar ama Nestor, adamların dağılmasını engeller. Dokuz Musa gelip, Akhilleus için ağıtlar okur. On yedi gün, on yedi gece onun için herkes ağlar. On sekizinci gün, cesedi ateşe verirler ve çevresinde türlü kurbanlar adalar. Yanıp kül olduktan sonra, kemiklerini şarap ve yağla yıkarlar. Annesi, Hephaistos’un yaptığı, Dionysos’un armağanı altın bir sağrak verir. Onun içine Akhilleus’un ve Menoitios’un oğlu Patroklos’un küllerini koyarlar. Ayrı bir kaba ise Antilokhos’un küllerini koyarlar. Ardından, onlar için kocaman bir höyük yığarlar. Annesi bir sürü hediye getirir ve cenaze oyunları düzenlenir. Hiçbir oyunda bu kadar güzel hediyeler verilmemiştir. Ölmesine rağmen, adı hep insanlar arasında yaşayacaktır. Ancak Agamemnon, memleketini tekrar görmesine rağmen, ölümü karısının ve Aigisthos’un elinden olmuştur.

Onlar aralarında böyle konuşurken, Hermeias, taliplerin ruhu ile gelir. Agamemnon, Menelaos’un oğlu Amphimedon’u hemen tanır; bir zamanlar İthake’ye gittiğinde, onun evine konuk olmuştur. Hemen, başlarına ne geldiğini sorar. Poseidon mu alt etmiştir onları yoksa karada düşmanlar mı öldürmüştür. Menelaos ile bir zamanlar Odysseus’u kandırıp, savaşa sokmaya ikna etmek için geldiklerini hatırlayıp hatırlamadığını sorar.

Amphimedon, hepsini hatırladığını belirtir. Odysseus’un karısına talip olduklarını ve kadının ne reddettiğini ne de aralarından birini seçtiğini anlatır. Laertes’e kefen dokuduğunu söyleyerek, onları üç sene kandırmıştır. Her gece, dokuduğu kefeni söktüğünü, bir hizmetçi kadın onlara haber vermiştir. Sonunda, zorla dokumayı bitirmiştir. Ancak Penelope,taliplerden birini seçmez ama ara sıra, dokuduğu bezi taliplere gösterir. O esnada, Odysseus, memlekete dönmüştür. Oğlu Telemakhos ise Pylos’tan dönmüştür. Odysseus, bir dilenci kılığında geldiği için kimse onu tanıyamamıştır. Herkes onu hor görmüştür. Odysseus, oğluna silahları kaldırmıştır, bin bir düzen bilen karısını taliplere yarışma düzenlesin diye kışkırtmıştır. Hiçbir talip yayı gerememiştir; yay Odysseus’un eline geçince, adam kolayca yayı germiştir. İlk Antinoos’u vurmuş, sonra diğer talipleri öldürmüştür. Bir tanrının, Odysseus’a yardım ettiği bellidir. Böylece Odysseus, bütün talipleri öldürmüştür. Şu an cesetleri, Odysseus’un konağında mezarsız beklemektedir; ailelerinin hala haberleri yoktur.

Agamemnon, Odysseus adına sevinir. Karısı Penelope’un kusursuz bir kadın olduğunu ve kocasına sadık kaldığını söyler. Şerefine destanlar yazılacaktır. Tyndareos’un kızı, yani karısı, tam tersine, tuzaklar kurarak kocasını öldürmüştür. O ise, bütün kadınların yüz karasıdır.

İşte ruhlar, Hades ülkesinde böyle konuşurken, Odysseus ve arkadaşları, Laertes’in duvarlarla çevrili bağına varırlar. Bu bağda bir evi vardır ve yanında uşakları kalır. Ayrıca Sicilyalı bir kocakarı, ne zaman bağa gitse ihtiyara bakar. 

Odysseus, oğluna ve çobanlara eve gidip, besili bir domuz kesmelerini söyler. Kendisi ise babasının yanına gidecektir. Odysseus, babasının kendisini tanıyıp tanımayacağını merak eder. Telemakhos ve çobanlar, Odysseus’u dinler, kulübeye giderler. Odysseus ise bahçeye yürür ama bahçe de ne uşaklar vardır, ne de ihtiyar Dolios. Sadece babası Laertes oradadır. Adamın üzerinde pis kıyafetler vardır. Odysseus, babasını bu halde görünce hüzünlenir. Armut ağacının dibine oturup ağlar. Babasına sarılıp öpmek ile sınamak arasında kararsız kalır. Sonunda, onu sınamaya karar verir.

İhtiyar Laertes, ağacın dibini çapayla eşmektedir. Odysseus, adamın yanına gider. Ne kadar bakımlı bir bahçesi olduğunu belirtir. Bir krala benzemektedir ama üstü başı kir içindedir. Kimin uşağı olduğunu sorar, burası kimin bahçesidir. Yolda gelirken rastladığı bir adam, buranın İthake olduğunu söylemiştir ama ona inanmamıştır. Gerçekten İthake ülkesi olup olmadığını sorar. Bir zamanlar, İthake kralını evinde konuk ettiğini anlatır. Arkesios oğlu Laertes, kralın babasıdır. İşte bu adamı evinde ağırlamış ve konuk armağanları ile uğurlamıştır. 

Laertes gözyaşlarına boğulur. Burasının gerçekten İthake olduğunu ama o adamın çoktan öldüğünü söyler. Kralı ne zaman konukladığını sorar. Çünkü o adam, oğludur. Denizlerde ölmüştür. Oğluna bir cenaze bile düzenleyememiştir. Adama kim olduğunu sorar.

Odysseus, Alybaslı olduğunu ve Kral Polypemon oğlu Apheidas, babası olduğunu anlatır. Kendi adı da Eperitos’tur. Sicilya dönüşü yolu buraya düşmüştür. İthake kralı, konuğu olalı beş yılı geçmiştir. Giderken kuşlar sağından uçmuştur ki bu iyiye işarettir. 

Laertes, duydukları üzerine, yerden iki eliyle toprak alır ve hıçkıra hıçkıra başından aşağı döker. Odysseus’un yüreği alt üst olur ve hemen ihtiyarı kucaklayıp, Odysseus olduğunu itiraf eder. Ağlamamasını, taliplerin hepsini öldürdüğünü söyler. Laertes, oğlu olduğuna dair bir kanıt talep edince, Odysseus yaban domuzunun bıraktığı izi gösterir. Ayrıca bu bahçede on üç armut ağacı, kırk incir ağacı ve elli asma kütüğü vardır. Laertes’in dizleri çözülür, oğluna sıkı sıkı sarılır. Eğer oğlu taliplerden öcünü aldıysa, Olimpos’a ve Zeus’a inandığını söyler. Ama taliplerin ölümü yayıldığında, İthakelilerin hepsinin intikam için peşine düşmesinden endişelenir. Odysseus, korkuları bir kenara bırakmasını söyler, Telemakhos ve çobanlar evde yemek hazırlamaktadır.

Böyle konuşa konuşa eve varırlar. Çobanlar yemekleri hazırlamaktadır. Laertes odasına gider, Sicilyalı hizmetçi onu yıkar ve temiz kıyafetler giydirir. Athena, kralın vücudunu güçlü kılar. Laertes odadan çıkınca, hepsi şaşırır.

Laertes, bir zamanlar Kephallenlerin başında, Nerikos kentini aldığı zamanlardaki gibi olmayı diler tanrılardan. Sonra oturup yemeklerini yemeye başladıkları esnada, ihtiyar Dolios, oğulları ile birlikte tarladan yorgun argın dönerler. Odysseus’u görünce çok şaşırırlar ama Odysseus, şaşkınlığı kenara bırakıp, onları yemeğe davet eder. Dolios, Odysseus’a sarılır ve hoş geldiğini söyler. Penelope eğer geldiğini bilmiyorsa hemen haber verebileceklerini ekler. Odysseus, karısının haberi olduğunu söyler. Böylece hepsi Odysseus’u selamlayarak otururlar. 

Onlar yemeklerini yerken, haberci, kentin dört bir yanına koşarak taliplerin ölümünü haber verir. Haberi alan, Odysseus’un evine iniltilerle gider ve ölüsünü gömmek için oradan alır. Öbür kentten olanlar, cesetleri gemilere yüklerler ve balıkçılara, cesetleri yurtlarına götürmelerini buyururlar. İthakeliler, üzüntü içinde toplantı yerine gelirler. Halk toplanınca, evlat acısı yaşayan Eupeithes, söz alır. Ağlayarak, Odysseus’a sitem eder. Yıllar önce Kephallenlerin en soylu adamlarını toplayıp denize açılmıştır ve kimse geri dönmemiştir. Dönünce, yine en soyluları öldürmüştür. Odysseus, Pylos’a ya da Elis’e sığınmadan, öldürülen evlatların ve kardeşlerin öcünü almayı teklif eder. 

O sırada, Medon ile ozan, Odysseus’un konağında uyanıp, toplantı yerine gelirler. Kalabalığın ortasında dikilince herkes şaşırır. Medon, Odysseus’un yanında ölümsüzlerin olduğunu söyler. Hatta bu ölümsüz, kendini Mentor’a benzetip, Odysseus’u yüreklendirmiştir. Bunu duyan halk, korkudan yemyeşil olur. Mastor’un oğlu Halitherses, zamanında halkın ne Mentor’u ne kendisini dinlediğini belirtir. Odysseus’un malını mülkünü tüketen oğullarını durdurmamışlardır. Ancak olan olmuştur. Şimdi Odysseus’a karşı gelerek başlarına daha büyük bela çekeceklerdir.

Halkın çoğu yerinden fırlar, bazıları olduğu yerde kalır. Çoğunun aklı Epueithes’in verdiği öğüde yatmıştır. Bunlar hemen silahlarını kuşanırlar. Epueithes adamların başına geçer.

O sırada, Athena, Zeus’a, savaşı mı körükleyeceğini yoksa insanları barışa mı sürükleyeceğini sorar. Zeus, Athena’nın kararı üzerine Odysseus’un taliplerden intikam aldığını belirtir ve şimdi de ne istiyorsa onu yapabileceğini söyler. Odysseus’un kralları olarak kalmasını ve taliplerin ölümünü unutturmasını, barışın gelmesini önerir.

Athena hevesle Olimpos’tan iner. Odysseus ve yanındakiler yemeğini bitirmiştir. Odysseus, gelen giden var mı diye kontrol etmelerini isteyince, Dolios’un oğullarından biri hemen dışarı bakar ve yaklaşan kalabalığı görüp haber verir.

Odysseus ve yanındakiler dört kişidir. Dolios’un altı oğlu vardır. Dolios ve Laertes de silahlarını kuşanırlar. İhtiyar olmalarına rağmen savaşmak zorundadırlar.

Athena, Mentor kılığında Odysseus’a görününce, Odysseus çok sevinir. Oğlu Telemakhos’tan, savaşa atılmasını ve kahramanlığını kanıtlamasını ister. Telemakho, buna karşılık, soylarını onurlandıracağına söz verir.

Athena, Laertes’e kargısını fırlatmasını söyler. Laertes, bunun üzerine, Eupeithes’i yanağından vurarak öldürür. Odysseus ve oğlu, ön sıradakilere saldırır. Ancak Athena, sesini alandaki herkese duyurur. Savaşı kesmelerini emreder. Tanrıçanın sesini duyan herkes korkudan yemyeşil olur. Silahlarını yere atıp, kente koşmaya başlarlar. Odysseus korkunç bir nara atar ve fırlar. O anda Zeus, Athena’nın önüne güçlü bir yıldırım atar. 

Athena, Odysseus’a savaşa son vermesini, aksi halde Zeus’un öfkesine uğrayacağını bildirir. Odysseus, tanrıçanın sözünü dinler. Athena, sesini Mentor’unkine benzetir. Karşılıklı ant içerek ölümsüz barışı sağlarlar.

-SON-