Odysseia – 8. Bölüm Özet

Odysseia Destanının sekizinci bölümünün uzun özetidir. Alkinoos, Odysseus için şölen düzenler ve hediyeler hazırlar. Sonunda konuğunun kim olduğunu sorar.

Şafak sökünce herkes uyanır. Alkinoos, gemilerin yanı başındaki, Phaiakların pazar alanına gider. Athena, Alkinoos’un habercisi kılığına girip, Alkinoos’un yabancı bir konuğu olduğunu ve onu görmeye pazar yerine gitmeleri gerektiğini halka duyurur. Halk meraklanarak, pazar alanına gider. Athena, Odysseus’u tanrısal bir güzellik ile kaplar. 

Herkes toplanınca, Alkinoos halkına hitap eder. Gelen konuğun kim olduğunu bilmediğini ama evine dönmek için kendisine yalvardığını, bu yüzden de ona yardım etmeleri gerektiğini bildirir. Gemilerinden birini denize indirmeli, halkın arasından elli iki tane kürekçi seçilmelidir. Konuğu göndermeden önce, kendisi de sarayında şölen düzenleyecektir. Ozan Demodokos’u da çağıracaktır üstelik.

Böylece, halk elli iki tane genci seçer ve onlar deniz kıyısına gidip gemiyi hazırlarlar. Haberci, ozanı bulmaya gider. Alkinoos da sarayına döner ve şöleni başlatır. Bir sürü hayvan kurban edilir. Haberci de ozanı getirir. Demodokos kördür ama Musalar ona tatlı ezgiyi bağışlamışlardır. Herkes yiyip içer öncelikle, sonra da ozandan destan söylemesini isterler.

Ozan, Odysseus ile Akhilleus’un kavgasını anlatır. Bu ikisi, bir zamanlar kavga etmiştir ve Agamemnon da Akha yiğitlerinin birbirine düşmesine içten içe sevinmiştir. Odysseus destanı dinlerken, gizli gizli ağlar. Bunu bir tek yanında oturan Alkinoos fark eder. Bu yüzden, Alkinoos ozanı durdurur ve artık oyunlar düzenlemenin zamanı geldiğini söyler.

Tekrar pazar alanına inerler. Kentin önde gelen yiğitleri meydanı doldurur. Alkinoos’un üç oğlu Laodamas, Halos ve Klytoneos da oradadır. Yarışmaların çoğunu Alkinoos’un oğulları kazanır. Laodamas, konuğu da davet etmeyi teklif eder, deniz onu hırpalasa da güçlü bir adam olduğu bellidir. Euryalos da Laodamas’ın haklı olduğunu belirtince, Laodamas hemen Odysseus’un yanına giderek ona seslenir ve oyuna davet eder. Odysseus çektiği çilelerden sonra kendisinde oyunlara katılacak güç kalmadığını belirtir. Laodamas ise o zaman oyunlardan anlamadığını, kesin ticaretle uğraşan, aklı fikri mallarında olan bir adam olduğunu belirtir. Odysseus buna sinirlenir. Tanrıların hem aklı hem güzelliği aynı anda vermediğini söyler. Çünkü, Laodamas yakışıklıdır ama akılsızca konuşmaktadır. Kendisi oyunlara yabancı değildir, çektiği çileler yüzünden oynamak istememektedir ama böyle dediği için oyunlara katılacaktır.

Ardından Odysseus bir disk alır ve en uzağa fırlatır. Sonra da Phaiaklara meydan okuduğunu söyler ama evin sahiplerine meydan okumak kabalıktır. Hiçbir oyunda acemi değil, aksine en iyidir. Örneğin ok atmada kendisini ancak Filoktetes’in geçebildiğini belirtir. Yine de Herakles ya da Oikhalieli Eurytos gibi eski yiğitlerle boy ölçüşemeyeceğini de ekler. Onların ancak tanrılarla yarışabileceğini belirtir ve örnek olarak, Eurytos zamanında Apollon’a ok atmada meydan okuduğu için öldüğünü anlatır. Denizde çektiği acılar yüzünden koşuda onlarla baş edemeyeceğini de üzüntüyle ekler.

Alkinoos, oğlunun aklı başında konuşmadan meydan okuduğu için Odysseus’un kızdığını fark etmiştir. Odysseus’un memleketine döndüğünde, Phaiakların oyunlardaki ve şölendeki başarısını anlatmasını istemektedir. Bu yüzden Demedokos’un sazı getirilir ve ozan şarkı söylerken, kentin oğlanları hora tepmeye başlar. Odysseus, delikanlıların dansından etkilenir.

Demedokos da Afrodit ile Ares’in sevgileri üzerine şarkı söylemektedir. Afrodit ile Ares, Hephaistos’un evinde buluştuğunda, Güneş ilişkilerini görür görmez Hephaistos’a yetiştirmiştir. Demirci tanrı da öfke içinde, incecik bir ağ örmüştür ve yatağın üzerine asmıştır. Bu ağ o kadar incedir ki, görmek imkansızdır. Sonra da en sevdiği kent Lemnos’a yola koyulmuştur. Ares pusuda Hephaistos’un gittiği görünce, saraya gelmiştir. Afrodit de babası Zeus’un yanında dönmüştür. Ares hemen beraber olmayı teklif eder, çünkü Hephaistos kaba konuşan Sintilerin yanına Lemnos’a gitmiştir. İkisi yatağa uzanır uzanmaz, Hephaistos’un ağı üzerlerine düşmüştür. Hephaistos da yarı yolda evine geri dönmüş ve iki aşığı yakalamıştır. Avazı çıktığı kadar öfkeyle bağırınca da bütün tanrılar Hephaistos’u duymuştur. Herkesin bu rezilliği görmesini istemiştir Hephaistos, çünkü Afrodit kendisi topal diye onu hor görmüş ve yakışıklı Ares ile sevişmiştir. Bu çok namussuz bir harekettir ve babası, Hephaistos’un Afrodit için ödediği hediyeleri geri verene kadar da onları salmayacaktır. Tanrılar hemen eve gelirler ama tanrıçalar olan bitenden utandığından gelmezler. Aşıkları gören tanrılar kahkahalara boğulurlar. Hephaistos topal olmasına rağmen, becerikliliğiyle en hızlı tanrılardan biri olan Ares’i yakalamıştır çünkü. Apollon, Hermes’e zincirler altında olsa bile Afrodit ile birlikte olmak isteyip istemediğini sorar. Hermes de üç kat zincirlere vurulsa ve kendisini bu şekilde görmeye gelseler bile, Afrodit ile beraber olmaya değeceğini söyler. Poseidon, olan bitene gülmek yerine Hephaistos’a Ares’i kurtarması için yalvarmaktadır, talep ettiği hakları kendisinin ödeyeceğini söyler. Hephaistos ikna olunca, zincirlerin altından tutsakları kurtarırlar. Ares, Trakya’ya gider; Afrodit ise Kıbrıs’ta Paphos’a gider. Üç Güzeller, Afrodit’i yıkarlar bir güzel.

Ozan işte bu hikayeyi anlatırken, herkesin gönlü şenliklerle hoş olmuştur. Alkinoos, Halios ile Laodamas’a karşılıklı oynamalarını buyurur. İkisi de Polypos’un yaptığı topu alarak oynamaya başlarlar. Odysseus, Alkinoos’a gerçekten haklı olduğunu, çok iyi oyuncular olduklarını belirtir.

Alkinoos, krallara seslenir. Halkın arasından sivrilmiş on iki kral vardır ve özgürdürler. Kendisi de on üçüncü kraldır. Hepsinin konuğa kaftan, gömlek ve külçe altın hediye etmesini ister. Euryalos’un ise Odysseus’tan özür dilemesini ve onun da bir armağan vermesini talep eder. Herkes Alkinoos’u alkışlar ve habercilerinin hemen hediyeleri alıp getirmesini isterler. Euryalos kabzası gümüş, kılıfı fil dişi, tunç bir kılıç çıkarıp, Odysseus’a verir. Odysseus da teşekkür ederek kabul eder. Diğerleri de armağanlarını kralın sarayına yığarlar. Alkinoos, Arete’ye en iyi kıyafetlerini bir sandığa koyup getirmesini ister. Hizmetçilerin ise Odysseus’u temizleyip giydirmesini emreder. Ardından Odysseus’a armağanları toplu sunacaklardır.

Arete denileni yapar. Odysseus yıkanırken, Arete sandığı hazırlar ve tüm armağanları içine koyar. Sonra da Odysseus’a, gemide uyurken mallarını birinin karıştırmasını engellemesi için sandığı ip ile bağlamasını söyler. Odysseus, Kirke’den öğrendiği bir düğüm atar. Odysseus yıkandıktan sonra Nausikaa çıkar karşısına ve kendisine teşekkür etmesi gerektiğini ve yardımını unutmaması gerektiğini belirtir. Odysseus da yurduna dönünce ona tanrı gibi tapacağına söz verir.

Sonra, otururlar ve şölen başlar. Odysseus, domuzun sırtından bir parçayı Demodokos’a gönderir. Demodokos ve diğerleri afiyet ile yer içerler. Sonunda, Odysseus, Demedokos’a Akhaların destanını çok güzel anlattığını söyler. Kesin ona bu yeteneği Musalar ya da Apollon bahşetmiştir. Bu yüzden, Athena’nın yardımı ile Epeios’un yaptığı, Odysseus’un kurnazca Troya Akropol’üne dayadığı, içinde İlyon’u yıkacak kahramanların olduğu “tahta at” hikayesini anlatmasını ister. Demodokos hemen başlar anlatmaya. Argoslular barakalarını ateşe verip, denize açılmışlardır. Önderler Odysseus’un çevresinde birleşip, atın karnına saklanmışlar ve pazar alanına at koyulmuştur. Troyalılar da atı almışlar, Akropolis’e götürmüştür. Üç seçenek vardır, ya atın karnını deşeceklerdir, ya uçurumdan atacaklardır ya da tanrılar için bir adak olarak atı saklayacaklardır. Troyalıların kaderinde yok olmak olduğundan, üçüncü seçeneği seçerler. Böylece, Argoslular Troya’ya yıkım getirirler. Atın karnından çıkıp, her biri kentin başka yerine saldırır. Odysseus ve Menelaos, Deiphobos’un evine gitmiş ve korkunç bir savaş vermişlerdir, Athena’nın yardımı ile de onu yenmişleridir.

Odysseus, ozanı dinlerken hüngür hüngür ağlar. Yine onun ağladığını, bir tek Alkinoos fark eder. Bu yüzden Phaiaklara seslenir. Ozanı durdurur ve konuklarının hüzünlendiğini söyler. Buraya kutlama yapmaya gelmişlerdir. Konuğun dönüş yolu ve armağanları hazırdır. Sonra Odysseus’a seslenir. Herkesin bir adı vardır, onun adı nedir? Nerelidir? Nerelere gitmiştir, nereleri dolaşmıştır? Phaiaklar, çok iyi denizcidir ve her yeri bilmektedirler. Neden Argoslular ve İlyon’un başına gelenleri dinlerken böyle ağlamaktadır? İlyon önünde bir akrabası mı ölmüştür, bir yakını mı ölmüştür? Hepsini açık açık anlatmasını ister konuğundan.

Bir sonraki bölüm için tıklayınız.