Paris’in Yargısı ve Üç Güzeller Yarışması

Tanrıçalar arasında güzellik yarışmasında Paris hakem olarak atanır ve yapacağı seçim, Troya Savaşı’nın başlangıcı olur.

Tanrıça Thetis ve Peleus için düzenlenen düğün şölenine, ölümsüzler katılırlar ama kavga çıkmaması için uyumsuzluk tanrıçası Eris’i davet etmezler. Dışladığını öğrenen Eris, Olimposlulardan intikam almaya karar verir. Hesperideslerin bahçesinden altın elma aldıktan sonra şölene gizlice sızar ve bir masanın üstüne, “en güzel için” yazılı not ile birlikte elmayı bırakır.

Altın elmayı ve üzerindeki notu gören ve en güzel olduğunu düşünen tanrıçalar Athena, Hera ve Afrodit arasında tartışma başlar. Sonunda, Zeus’a, en güzelin kim olduğuna karar vermesi için danışmaya karar verirler. Böyle bir kararı vermeye pek de istekli olmayan Zeus, kararı İda Dağları’nda çobanlık yapan Alexandros’un yani Paris’in vereceğini ilan eder.

Peki neden Paris? Troya kraliçesi Hekabe, Alexandros’a hamile iken, doğumu gecikmiş ve rüyasında alev alev yanan bir meşale görmüştür. Bu rüya, kahin Aisakos tarafından, doğacak bebeğin Troya’yı yıkacağına yorulur. Böylece yeni doğan bebek, öldürülmesi için bir çobana teslim edilmiştir. Çocuğu silahla öldürmeye kıyamayan çoban, yeni doğmuş bebeği İda Dağı’nda donarak ölmesi için terk eder. Ancak dişi bir ayı bebeği bulur ve emzirir. Dokuz gün sonra dönen çoban çocuğun hala hayatta olduğunu görünce şaşırır ve çocuğu kendisi yetiştirmek üzere evlat edinir. Paris böylece bir çoban olarak büyür ama olağanüstü güzelliği ve zekasıyla bir prens olduğu bellidir. Henüz çocukken, bir hırsız çetesini bozguna uğratır ve hayvan sürüsünü çalmayı engeller. Bu yüzden Alexandros yani “insanların koruyucusu” ünvanını kazanır. Büyüyüp bir delikanlı olduğunda, İda Dağı’nın perisi Oenone ile sevgili olur. Ayrıca tanrıça Rhea ve tanrı Apollon ona tıp ve kehanet sanatını öğretirler. Paris, delikanlı bir çoban iken en büyük eğlencesi, boğaları birbiriyle yarıştırmaktır. Boğalardan biri, bu yarışmaları sürekli kazanmaya başlayınca, diğer çobanların boğaları ile ödüllü yarışmalarda karşı karşıya getirmeye başlamıştır. Sonunda, kendi boğasını yenebilecek herhangi bir boğanın sahibine altın taç teklif edince, Ares bu meydan okumayı kabul etmiştir ve bir boğaya dönüşerek, yarışmayı kolaylıkla kazanmıştır. Paris, hiç tereddüt etmeden altın tacı, Ares’e vermesi üzerine, adaletini kanıtlamıştır. İşte bu yüzden, Zeus, Paris’i Güzellik yarışmasının hakemi olarak atamıştır.

Hermes, tanrıçalara rehberlik ederek onları İda Dağı’ndaki çoban Alexandros’a götürür. İda Dağı’nın pınarında yıkanan tanrıçalar, tüm güzelliklerini sergilemek için çırılçıplak bir halde Alexandros’un karşısına çıkarlar.

Affallayıp donakaldım, korkudan saçlarım diken diken oldu,
kanatlı haberci “korkunu at!” dedi ve devam etti,
“güzelliğin hakemisin, tanrıçaların rekabetine son ver;
diğer ikisine üstün olan güzel hangisi, karar ver!”

Heroides, Ovidius

Ancak Paris, karar veremez; çünkü üç tanrıça da birbirinden güzeldir. Böylece tanrıçalar, Paris’e rüşvet teklif etmeye başlarlar. Hera, tüm Avrupa ve Asya’yı ona vermeyi önerir; Athena, savaşta beceri, bilgelik ve en büyük savaşçıların yeteneklerini teklif eder. Buna karşılık Afrodit, yeryüzündeki en güzel kadını, Spartalı Helen’in aşkını teklif eder. En çok Afrodit’in hediyesi hoşuna gidince, Paris, en güzel tanrıça olarak Afrodit’i ilan eder.

Ne var ki, Helen, Spartalı Menelaos ile evlidir. İşte bu yüzden, Paris’in seçimi, Troya Savaşı’nın çıkmasına sebep olacaktır. Paris’in şansı, yaptığı seçimden sonra da bir süre yaver gider. Troya’ya döndüğünde kuşku götürmez alametler onun Priamos’un oğlu yani prens olduğunu kanıtlar. Paris’in döndüğü gün, Troya’da bayram ilan edilir. Tüm Troyalı prensesler ve periler Paris’e aşık olmasına rağmen, onun gönlü Afrodit’in hediyesi Helen’in aşkı için çarpar durur. Böylece, İda Dağı’ndaki ağaçlardan kendisine bir gemi inşa ettirir. Annesi Hekabe ve babası Priamos, bu yolculuğa karşı çıkarlar. Bilici kız kardeşi Kassandra, “yıkıcı yangınları yanında getireceksin.” diye kızar. Ama Paris, hiç görmediği Helen’in aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. Böylece denize yelken açar ve Sparta’ya gider. Menelaos, Paris’i evinde konuksever bir şekilde ağırlar. Paris, Helen’i görünce dili tutulur. Eğer güzellik yarışmasındaki tanrıçalardan bile güzel olduğunu düşünür. Menelaos, akrabasının cenaze törenine gitmek üzere şehirden ayrılınca, Paris ve Helen’in yakınlaşması için fırsat tanımış olur ve iki aşık, birlikte kaçarlar.

Ovidius’a göre, Helen de Paris’e aşık olur. Ancak Homeros’a göre Paris korkağın tekidir ve Helen, Afrodit’in zoruyla Paris ile kaçmıştır. Ne olduğu fark etmez ama Helen, Paris ile Troya’ya yelken açar. Böylece, doğu ve batının en unutulmaz savaşı olan Troya Savaşı’nı başlatmış olurlar.

Homeros, İlyada’da üç güzeller yarışmasını anmadan geçmez. İlyada’da, Athena ve Hera, güzellik yarışmasında kaybettikleri için Yunanlıları durmaksızın desteklerken; Afrodit, Troyalıların yanında yer alır. Hektor öldükten sonra Akhilleus onun cesedine zarar vermeye çalışır ama bu ölümsüzlerin gücüne gider. İçlerinden biri, Hektor’un cesedini kaçırmayı teklif edince, Athena ve Hera karşı çıkarlar ve sebebini Homeros şöyle açıklar:

Hepsi beğendi bu fikri, içlerinde bir Here,
bir de Poseidon’la gök gözlü Kız-tanrı yanaşmadı.
Onların kutsal İlyon’a karşı kinleri
olduğu gibi duruyordu yüreklerinde,
öfkeliydiler Priamos’a, halkına,
Aleksandros’un çılgınlığı yüzündendi bu,
tanrıçalar çoban ağılına geldiğinde
Aleksandros hor görmüştü tanrıçaları,
iç yakan tanrıçayı güzel bulmuştu.

İlyada – 24.Kitap

Euripides, Troyalı Kadınlar isimli tragedyasında yine bu hikayeden bahseder. Troya düşmüştür ve Troyalı kadınlar, Yunanlı komutanlar arasında paylaştırıldıktan sonra, herkes memleketine dönecektir. Troya kraliçesi Hekabe, bütün olanlar için Helen’i suçlar. Buna karşılık Helen, terk ettiği kocası Menelaos’a kendisini affettirmek için üç güzeller yarışmasından şöyle bahseder:

Öncelikle, Paris’i dünyaya getirmekle, kötülüklerin
başlangıcını da o doğurmuş oldu;
sonra da rüyasında gördüğü
yakıcı bir ateşten dolayı, yaşlı kocasının
bebek Aleksandros’u öldürmemesi,
Troya’nın ve benim felaketim oldu.
Bundan sonrasının da nasıl olduğunu dinle.
O, üç tanrıçanın hakemi seçildi,
Athena Pallas’ın, Aleksandros’a hediyesi
Frigya komutanlığı ve Hellas’ı yağmalaması;
Hera ise ona Asya ve Avrupa’nın hükümdarlığını vaat etti;
eğer Paris kendisini seçerse,
Kıbrıslı Afrodit ise güzelliğimi överek
beni vereceğini vaadetti, en güzel tanrıça
seçilirse. Bundan sonra olanları düşün:
Afrodit, tanrıçaları yener. Dahası düğünümün
Hellas’a şöyle bir yararı oldu.
Barbarlara boyun eğmediniz,
ne gemilere götürüldünüz ne de boyunduruğa.
Olanlardan Hellas şanslı çıktı, ben ise mahvoldum,
güzelliğimden dolayı satıldım.

Euripides, Troyalı Kadınlar

Hikayelerin farklı anlatımları şöyle dursun, Paris’in güç ve iktidar yerine aşkı tercih ettiği kesindir. Aşkı için savaşı göze almıştır. Homeros, onu korkak olarak betimler, Helen’i ise mutsuz, kaçırılmış bir kadın. Oysa, bir kralın karısını kaçıran Paris, savaş çıkacağını bilmez mi? Savaş çıkacağını bile bile böyle bir şeye teşebbüs eden adam korkak mıdır?

Bence en doğru betimleme Ovidius’un Heroides eserinde Paris’ten Helen’e ve Helen’den Paris’e isimli şiirsel mektuplardır. Paris, görmediği bir kadının aşkıyla yanıp tutuşan bir hayalperesttir. Helen, yepyeni keşfettiği hislere, toplumsal ahlak kuralları yüzünden karşı çıkmaya çalışan ama baş edemeyen kadındır. Sonunda, ne pahasına olursa olsun ikisi de aşka yenik düşerler. Aslında Afrodit, sadece güzellik yarışmasını kazanmamıştır; güç savaşını da kazanmıştır. Çünkü aşkın önünde kim durabilir ki?