Sembolizm 4. Bölüm – Zümrüdüanka

phoenix

Birçok kültürde yer edinen efsanevi yaratığın gerçekliğine dair inanışlar bir fay hattı gibi ortadan ikiye kırılsa bile göz alıcı tasviriyle yer edindiği her kültürde nefes kesmiştir. Farklı kültürlerde resmedilen benzer tasvirlerinin yanı sıra bu özel kuşların ismi yer edindiği her kültürde farklı anılır.

Zümrüdüanka kuşunun varlığına dair Romalı Ovidius şu hikâyeyi bizlere sunar: Varlıkların çoğu bir ana ile babadan türer, ancak kendi kendine yaratan bir tür de vardır. Asurlular onu Phoenix olarak adlandırır. Meyveyle, yemiş ya da çiçekle beslenmez. Onun ana besini buhur kokuşu ve hoş kokulu reçinelerdir. İnanışlar onun beş yüz yıla kadar yaşadığını söyler. Oldukça yaşlandığı, ruhunun ecele yaklaştığı günleri hisseden bu özel kuş, bir meşe ağacının dallarına ölüm döşeğini hazırlar.

Yarattığı yuvasına tarçın, Hint sümbülü ve mürrüsafi taşıyıp duran Zümrüdüanka son nefesini biriktirdiği bu mistik koku yığının üzerinde verir. Onun ölümü, yaprakların ve güneş ışınlarının yardımıyla yanarak gerçekleşirmiş. Ölmekte olan bedeni anne kuşu var ederken, yandığı her bir külden yavaşça doğan yeni benliği yavru arketipini var edermiş. Yavru kuşun da en az ataları kadar uzun bir ömrü vardır. İnanışların devamında yavru büyüyüp güçlendikten sonra kendisinin beşiği, atasının mezarı olan yuvayı Mısır’daki Heliopolis’e taşıyarak Güneş tapınağına bırakır, güzel kokulu alevlerin içerisinde kül olmaya bırakır.

Antik Yunan yazarlarından Herodot, Phoenix’i şöyle tasvir etmektedir; “Bizzat görmemiş olsam bile resimlerine rastladığım kuş, tüyleri yer yer altın rengi yer yer kızıldır; genel hatları ve büyüklüğüne bakıldığında bu kuş ilk bakıldığında görkemli bir kartalı andırır” der…

Alexander Ross bu kuşun insanoğlu tarafından görülmemesine karşın “İçgüdüleri ona zalim bir yaratık olan insanoğlundan uzak durmayı öğrenmiştir, Zaten ulaşılabilse, türünün sonuncusu bile olsa, muhakkak zengin bir obur onu acımasızca midesine indirecektir” der.  

J.K Rowling yazdığı Harry Potter adlı efsanevi seride Bilge adam Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore karakterinin özel hayvanını Zümrüdüanka olarak seçmiş, Harry’nin ürkünç ve zehirli Basilisk ile girdiği savaşta gözyaşlarını bir şifa kaynağı olarak kullanmıştır. Elbette sembolleri oldukça etkili kullanan bu yazarın Phoenix’i eşsiz kahramanların yegâne yardımcısı olarak seçmesi tesadüf değildi.

İran Mitolojisinde Simurg, Türk ve Macar Mitolojilerinde Tugrul, Dumrul ve Toğrul, Doğrul olarak adlandırılır. Birçok mitolojide karşımıza tek bir varlık olarak çıkaran bu özel hayvan, Türk mitolojisinde çift olarak karşımıza çıkar. Biri yeraltına inebilir. Tüyleri sihirlidir.

Yanıp kül olması ardından bu küllerden yeniden yaratılması onun sembolizmdeki en önemli noktasıdır. Bu özelliği sayesinde teslimiyeti ve yaratım gücünü temsil eder. Bırakabilmenin acısı ruhu dağlayan bir ölüm gibi olacak ancak yaşanan deneyim ruhu yeniden büyütecektir. Sembolizmde yanmak fiili yaşanan deneyimi anlatır.

Sembolizmin altındaki mesaj; sahip olduğun her şeyi senden alacağım der. Kişi bir hali ya da olayı bırakmaya ne kadar gönüllü olursa ruhu yakan ateş yüreğin dem almasını o denli kolaylaştırır. Zümrüdüanka bizlere bırakmayı öğretir. Dem kavramı kişinin olgunluğuna, bilgeliğine tat katacaktır. Direnmek yakan ateşi Hades’in azap dolu ateşine çevirecektir.

Sembolizm oldukça yoğun bir bitişi anlatır. Sembolizmi kullanırken farkında olmamız gereken en önemli nokta; bitirmeye razı olduğumuzu bilmektir.

Yanacağın ana kadar edindiğin her şeyi feda etmeyi bilmeli ve razı olmalısın. Veyl alevlerine değil, dem alevine dönüştürmeyi bilmeli insan…

Zümrüdüanka kuşu veya Phoenix sembolizmi aşağıdaki terimleri temsil eder:

Dönüşüm
Geçmişi arkandan bırakabilmek
Yenilenme
Mevcut olanın yok olması
Sahip olduklarından özgürleşme