Sembolizm 5. Bölüm – Aynalar

ayna

Kendine her kültürde önemli bir yer edinen aynaların kelime kökeni farca ayine’den türemiştir. İlk yaratıldıkları çağlarda bazı kültürlerde demirden yaratılmaları ayen(demir) kökünden türemelerine neden olmuştur.

Sembolizm ve masal okumalarında sıklıkla karşımıza çıkan bu araçların ilk ortaya çıktıkları tarihlerin altıncı yüzyıla ait oldukları ön görülmektedir. Bilinen en eski aynanın bulunduğu topraklar elbette medeniyetlerin ve kültürlerin değerli olduğu Anadolu topraklarında, Çatalhöyük’te bulunmuştur. Üretildiği maddenin volkanik patlamalar sonucu çıkan korkunç lavların soğumasından meydana gelen değerli obsidyen taşından üretildiği kayıt altına alınmıştır.

Obsidyen her zaman bulunan bir taş değildi. Onu kıymetli ve özel yapan şeylerden biri belki de budur. Böylece insanoğlu aynaları üretmek için bakırı parlatma tekniğini keşfetmişlerdir. Bakır simya dilinde Venüs gezegeni ile bağlı olan bir madde olduğundan mı bilinmez, mitolojik kaynaklarda Aşk Tanrıçası Aphrodite’in kıymetli eşyalarından birinin ayna olduğundan bahsedilir.

Ayna sembolizmde bu yönüyle sezgisel ve güzellik, dişilikenerjileriyle bağlam kurar.

Küçükken her birimizin okuduğu veya izlediği o tatlı pamuk prenses ve cadının masalında oldukça etkin olan ayna ise doğrulukla, olanı yansıtma ve göstermeyle bağlantılı çalışır. Pamuk Prenses doğana ve genç bir kız olana kadar ayna güzel ancak acımasız cadıya dünyada en güzel olduğunu söylermiş. Ancak bir gün, Pamuk Prenses güzeller güzeli genç bir kadın olduğunda cadıya doğruluğu temsili olarak “Dünyanın en güzeli Pamuk Prensestir” der.

Masalda dünyanın en güzeli olmadığını duyan acımasız cadı, Pamuk Prenses’i öldürmek için çeşitli hinlikler yaratır. Ancak masalların iyilerin kazanması, kötülerin kaybetmesi gibi bir metafor içinde çalışan felsefesi buna müsaade etmemiştir.

Her kültürde oldukça yoğun anlamlar taşıyan aynalar Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda kurtarıcılık sembolizmiyle çalışmaktadır. Bu destana göre Gılgamış ölümsüzlük iksirini bulmak için yola çıktığında Gemici Urşanabi’ye rastlar. Yanlış yolda olduğunu söyleyen Urşanabi, Gılgamış’a ormana geri dönmesini ve orada yüz yirmi küreği kesip göğüs şeklinde bir ayna yaparak, kendisine geri getirmesini ister. Bunun üzerine Gılgamış ormana gider ve Urşanabi’nin dediği şekilde aynayı yaparak ona verir. Böylece ikisi gemide bu aynayı kullanarak fırtınalı sularla boğuşurlar. Gemide kullanılan bu kürekler, yarattığı aynalar olarak tasvir edilir.

Böylece destanda ayna Gılgamış’ı doğru yolda ilerlemeye götüren, dalgalarla boğuşmasını sağlayan yegâne aracı haline gelmiştir.

Yunan mitolojisinde de oldukça önemli bir yere sahip olan aynalar ise narsisizm, kendini beğenme, güzelliğe tapma gibi sembolizmlerde çalışır. Ancak aynayı bir madde olarak değil, bir yansıma olarak görürüz.

Söylentiye göre, Echo adında bir peri Kephisos kıyılarında alımlı, güzeller güzeli Narkissos’u gördüğü anda yüreğinden vuruldu. Ne var ki, bu kalpsiz adam tepelerin kızıyla hiç alakadar olmuyor, aşkına karşılık vermiyordu. Söylentilere göre bu sırada Narkissos acı çekiyordu. Acı çekmesinin nedeni, kız kardeşinin Stygian ırmağının öte tarafına Hermes tarafından kaçırılmasıydı. Her gün ırmağın kenarına oturan Narkissos kız kardeşi için azap dolu günler geçiriyordu. Peri kızı Echo bir gün yanına gelip ırmağın kenarına oturarak “Sevgili Narkissos,” der. “Beni görmeni dilerim, yasını tuttuğun kız kardeşinden çok daha alımlıyım”

Ancak Narkissos bu sözlere karşılık vermeye bile tenezzül etmeyerek peri kızının kalbini derinden yaraladı Sessizce ırmaktaki sulara bakınmaya devam etti. Berrak ve serin sularda kendi çehresini, yansımasını gören Narkissos, gözlerinin gördüğü yüzü yasını tuttuğu kız kardeşinin yüzü sandı. Acısından gün be gün eriyen adam kalpten bağlı olduğu yüzün sahibini her gün görmek, mavi gözlerinde huzura erişmek için ırmağın kıyısından ayrılmaz oldu.

İnanışlar Narkissos’un hüznünün büyüklüğünü tasvir ederken şu sözcükleri kullanır; Onun acısı, gözyaşlarını akıtmasına engel olacak kadar büyüktü. Böylece yaşam kaynağı göz pınarlarından akan her yaşta biraz daha kurudu. Bazı mitolojik kaynaklar Narkissos’un ırmakta gördüğü yansımaya âşık olduğunu, bu yansımayı her an görmek için ırmağın başından ayrılamaz olduğunu söyler.  Irmağın başındaki yansıma onu neden etkilemişti bilinmez ancak mitin sonunda günden güne eriyen Narkissos bizi karşılar.

Yaşam kaynağı son bulan Narkissos’un ölümüyle derin bir üzüntü duyan Echo, mezarının başında sessizce oturmaya devam etti. Mezarın hemen yanı başında açan özel bir çiçek bitti. Beyaz tomurcuklar Kephisos’un kıyılarına, Narkissos’un oturup berrak sulara baktığı yere düşüverdi. Yöre halkı, bu bitkiye Narkissos adını verdi. Bu gün Nergis olarak anılan özel çiçek bu mitolojik anlatıda hayat bulur.

Ayna, Eski Mısır’da tanrıların yanında resmedilen bir araçtı. Buradaki sembolizm ifadesi ölümsüzlüğe gönderme yapmaktadır. Antik Mısır’da eski tanrıçalardan biri olan Hathor ayna ile özdeşleşmiştir. Hathor’a “Altın Bir” ifadesi de yakıştırılır. Altın, nasıl değerli bir maden İSE ayna da o kadar önemlidir. Bu yüzden Tanrıça Hathor için altın veya bronzdan aynalar yaptırılmıştır.

Eski Türk inanışlarında ve Şaman öğretilerinde ayna sembolizmi bu gün pek çok korku filminde ve Türk kültürü inanışından yer alan öte dünyayla bağlantılı olma ifadesini üstlenir. Şaman öğretileri aynaya bakan benliğin kendi ruhunu görmesi, gelecekten haber verecek kadim ruhlarla iletişim kurmak adına bir pencere olduğundan söz eder. Şamanlar için ayna, iblisleri ve lanetli ruhları ışık saçarak korkutup kaçıran bir araçtır.

Ayna için pek çok gönderme vardır. Her kültürde yer edindiği içinse çeşitli sembolik özellikleri vardır. Ancak en belirgini yansıtmak, göstermek ve doğruluk paydasında çalışmasıdır. Doğruyu yansıtır, varlığı gösterir. Tanrıçalarla olan bağlantısı sayesinde güzellik, estetik kavramlarına hâkim olduğu gibi, kadim bir öğreti ve inanç olduğuna inandığım Şamanizm kültüründe ise diğer dünya ve öte dünya ruhları ile bağlantılı olarak çalışır.