Sembolizm Nedir?

mitolojik hikayelerim

Sembol kelime kökeni Eski Mısır dilindeki symbolon sözcüğünün Grekçe diline symballein olarak geçen fiildir. Kelime anlamı “birlikte tartışmak, birleştirmek veya bir arada toparlayıp bağlamak” anlamına gelmektedir.

Semboller kullanıldığı ve anlamlandırıldığı alanlar neticesinde pek çok kola ayrılabilmektedir. Örneğin; edebiyatta parnasizm akımına karşın 19. Yüzyılının ilk yarasında sembolizm akımı ortaya çıkmıştır. Parnasyenler insan duygu, izlenim veya hislerine önem vermeyen bir dürtüyle hareket ederken Sembolistler duygusallığa, iç dünya zenginliğine yönelmişlerdir. Burada var olan sembolizmde insan gözünün ve hislerinin dışardakini algılama, hissetme ve duyumsama biçimleri esas alınmaktadır.  Lirizmi geliştirerek şiir kültürüne durgun sular, ay ışığı, tan ağartısı ve alacakaranlık gibi ögeleri başlıca temalar haline gelmektedir. Türk edebiyatında sembolizm akımına vereceğimiz en güzel örnek; Mehmet Rauf’un yazdığı Eylül adlı romanıdır.

Sanatta ise realizmi reddeden 19. Yüzyıl başlarında ortaya çıkan simgecilik veya sembolizm akımı Fransa ve Belçika’da ortaya çıkar. Tablolarda ortaya çıkan simgecilik veya sembolizm akımı sanatçıların fırça darbeleri sayesinde bir içe dönüş sürecinin renklere ve elbette kıymetli çizgilere yansımasıydı. Simgecilik veya sembolizm olarak bilinen bu akımın en ünlü temsilcilerinden biri ise Gustav Klimt’di. Klimt’in yarattığı pek çok tabloda sembollerin duyguları biçimleme ve tasvir etme yeteneklerini görebiliriz. Bilinçaltında varlığını sürdüren simgeler tabloların anlam bütünlüğünde şaşırtıcı şekilde ortaya çıkar. Türk kültüründe ise sembolizm genellikle Servet-i Fünun döneminde rastlanmaktadır.

Ancak bizim konu alacağımız, daha önceki pek çok yazımızda ise sunduğumuz semboller Ezoterizm alanı ile bağlantılıdır. Ruhsal ve bilinçaltı düzeyinde çalıştırılan semboller ezoterizm’in alanıdır. Erich Fromm kaleme aldığı Rüyalar, Masallar, Mitler adlı eserinde sembol dilini çözümlemeyi amaçlayarak detaylı bilgiler sunmuştur. Fromm’un tanımında göre sembol dili için; “İnsanlığın geliştirdiği tek evrensek dildir ve tarihin akışı içinde oluşan tüm kültürler için aynıdır” der. Her birimizin bildiği ancak kullanmayarak, arka plana atarak ve modern zaman insanı olarak tanımlanan kişiliklerin deli saçması bulduğu bu dile dair kalıtsal bilgiler içimizde yaşamaya devam eder.

Meltem Reyhan ise Sırlar Bohçası adlı eserinde semboller için; “dair “Milyonlarca yıldır lisanlardan önce sembollerle konuşan insanoğlu aslında kâinatın hayvanlardan bitkilere, rüzgârlardan toprağa, yıldızlardan gezegenlere kadar her varlığın konuştuğu bu dili en son öğrenen ve ilk unutandır…” der. Sembollerin dili, mitolojik ve kalıtsal derin anlamlar barındırır ve tüm uygarlıklarda bilinmesi gereken yegâne dildir.

Sembolün tanımını “Başka bir şeyin yerinde duran, onun yerini alan, onu temsil eden” olarak yapabiliriz. Bir karga sembolizminin hangi kelime ve anlamlar üzerine çalıştığını düşünürsek bu pekâlâ doğru bir tanım olacaktır.

Ancak kültürler arası yaşanan bazı sembolik çatışmalar olduğunu da yadsımamak gerekir. Örneğin kurt sembolizminde anlattığımız gibi… Bununla beraber bu algılama ve yerleşme biçimlerinin farklılığına değenecek olursak ezoterik sembolizminin kendi içinde üç kola ayrılmasını sebep olarak gösterebiliriz. Semboliğin kendisi ile sembolize ettiği şey arasındaki bağ; geleneksel, rastlantısal ve evrensel olarak ayrılmaktadır. Rastlantısal ve evrensel semboller iç dünyamızın ve hislerimizin algılayış biçimi olarak ele alınabilir ve sembol dilinin genel özelliklerine hâkimdir.

Semboller arasında en çok bilinen, yargılamadığımız tür, geleneksel sembolizmdir. Günlük konuşmalarımızda, başka bir ögenin ya da olgunun yerini alan semboliklerdir. Örneğin; Kalem… Yazı yazmak veya çizmek için kullanılan araca atfedilen sembolizm “kalem” kelimesidir. Arkadaşımızdan isteyeceğimiz kalem için “yazı yazma aracını verir misin?” demeyiz. Bunun yerine bu araca atfedilen kelimeyi kullanırız. Dil oluşumu ve farklılıklar burada devreye girecektir.

Rastlantısal ve evrensel sembolizm ise biraz daha karmaşıktır.

Rastlantısal semboller kişiye veya kişilere özgü deneyimler sayesinde yaratılır. Rastlantısal sembolizmi çevremizde fark ettirebilmek adına önce onu açıklamamız, kişisel deneyimimizi aktarmamız gerekecektir. Bu semboller özel ve kişinin biricik deneyimleriyle yaratılır. Rüyalarımızda sık sık gördüğümüz semboller rastlantısal sembollerdir. Örneğin; bir şehrin, herhangi bir sokağında gasp edildiniz veya çok sevdiğiniz kişi tarafından terk edildiniz. Olayın yarattığı duygular yaşandığı zaman ve mekâna bağlantı kurarak bir örümcek ağı niteliği kazandırır. Sizin yaşadığınız bu deneyimden sonra bir şehir veya bir şehrin sokağı yıllar sonra bile içinizde bir korku ya da hüzün yaratabilir. Ya da aynı şiddette acı veya hüznü yeniden deneyimlediniz ve o gece rüyanızda o sokakta, karanlık ve korkmuş olarak gezindiğinizi gördünüz. Bunlar birer kişisel deneyim ve rastlantısal sembolizme örnektir.

Evrensel sembollerde ise sembolize edilen ile sembol arasında bir ilişki söz konusudur. Buradaki ilişki doğrudan, sürekli bir ilişkiyi kavrar. Bir nevi ruh ve beden ilişkisidir. Birbirinden ayrılmaz kilit parçalar ya da puzzle parçaları gibidir. Örnek verecek olduğumuzda; ateş tüm toplumlarca ısıtan, pişiren, koruyan ve enerji veren bir maddedir. Yunan Mitolojisinde tanrısal bir güç olduğunu biliriz. Ateş için şunları ifade etmek mümkündür; Sonsuz güç, enerji, hareketlilik, ısıtan vb. Eğer ateşi bir sembol olarak kullanacak olsaydık onun özelliklerine uyan duygusal enerjiler için kullanabilirdik. Yani; Çeviklik, hareket etme, liderlik, canlılık ve çabukluk ateş sembolizmi ile ifade edebileceğimiz duygularımızdır.

Toparlayacak olduğumuzda; geleneksel semboller, kişiye ya da belirli toplumlara özgüdür. Rastlantısal semboller yalnızca kişiye özgüdür ve dar bir alana hitap etmektedir. Bu semboliği yalnızca deneyimler anlamlandırabilir. Evrensel semboller ise beden, duygu ve ruh ile ilişkilidir. Bu tür sembolikler tüm insanlık için geçerlidir. Belirli bir kişi ya da toplum ile sınırlandırılamaz.

Evrensel sembolizm insanlığın geliştirdiği tek ortak dildir.