Tanımamız Gereken Mitolojik Figürler: Silenos

Arkeoloji Müzelerini gezerken, hemen tanıyabileceğiniz, karakteristik bir surata sahip, satirlerin babası Silenos’un kısa öyküsü.

Müzelerin heykel salonlarında tanıdık bir figür görünce hemen seviniriz. İşte şu Zeus’tur, şuradaki Afrodit’tir falan. Aramızdan biri hikayeyi biliyorsa, hemen anlatmaya başlar, çevrede ilgili birkaç insan da bu hikayelere kulak kesilirler. Bazen kendi kendimize düşünürüz, nereden biliyorlar bunun Dionysos olduğunu? Ama zaman kısıtlıdır ve hızlı adımlarla, eserlere göz atıp çıkar gideriz bir heykel salonundan daha. Halbuki, karşımızdaki figürün hikayesini bilerek onu incelesek, nasıl da canlanıverecek o heykel karşınızda. Hatta daha da güzeli, ilk kez keşfe çıktığınız bir müzede, tanıdık bir simayı fark etmenin vereceği o müthiş keyif… İşte, tanıdığınız figürler kataloğuna kesinlikle eklemeniz gereken mitolojik bir karakter: Silenos.

Silenos, belki de Nasreddin Hoca’nın bir arketipidir; zaman zaman eşeğine ters binmiş yaşlı bir adam olarak betimlenir. Çünkü o hep sarhoştur. Bu yüzdendir ki, çoğu zaman onu destekleyen satirlerde yanında bulunur. Bazılarına göre tanrı Pan’ın, bazılarına göre ise Hermes’in oğludur. Kel, şişman, kocaman burunlu, çirkin bir adam olarak betimlenir. İşte bu yüzden, herhangi bir müzede, onu hemen tanıyabilirsiniz. Hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkabilecek kadar sarhoş ve gezgindir kendisi.

Antik yazarların bazıları, Silenos’u, Dionysos’un vaftiz babası olarak gösterir. Zeus, oğlu Dionysos’u, Hera’nın gazabından korumak için Silenos ve Nysa Dağının perilerine emanet etmiştir. İşte o gün, bugündür; Silenos, Dionysos’u hiç bırakmamıştır. Dionysos, Hindistan Seferine çıktığında da yanındadır; maiyetiyle birlikte tüm dünyayı dolaşırken de. 

Peter Paul Rubens , Uyuyan Silenos, 1611, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi

Silenos, hep sarhoştur ama bazı hikayeler ona bilgelik de atfeder. Frigya’nın ünlü kralı Midas, Silenos’tan bilgelik öğrenmek istediğinden onu şarap akan çeşmeyle tuzağa düşürür. Heyecanla Silenos’a, “İnsan için en iyi şey nedir?” diye sorar. Silenos, ilk yanıt vermek istemez ama Midas da pes etmez, onu rahatsız eder durur. Böylece Silenos, kızgınlıkla Midas’a sitem eder. Cahil kalmak daha iyiyken, neden öğrenmek istiyordur? İnsanlık için en iyi şey doğmamaktır, ve eğer doğduysa, olabildiğince hızlı ölmektir. Bu hikayeyi bize Aristoteles anlatır. İnsanlığın çektiği varoluşsal sancıların, ilkel dönemlerde mitolojik bir hikayeye yansımış versiyonudur, okuduklarımız.

Midas ile Silenos’un biraz daha farklı bir hikayesi daha vardır; bir öncekine göre de daha ünlüdür aslında. Silenos, Dionysos’un satirler ve maenadlardan oluşan maiyetinde yol alırken, çok içip Bozdağlarda sızar ve kafile onu oracıkta unutur. Silenos’u bulan köylüler, onun önemli biri olduğunu anlarlar ve hemen kral Midas’a götürürler. Midas, Silenos’u birkaç gün ağırlar. Doğrusu, sarhoş Silenos pek bir eğlencelidir ve komik hikayeler anlatarak kralı güldürür durur. Dionysos, Silenos’un böyle iyi ağırlandığını öğrenince, Midas’ı ödüllendirmek isterir ve ona ne istediğini sorar. Açgözlü kral, kısa bir an bekler ve “Dokunduğum her şey altın olsun.” der. Dionysos, sinsice sırıtır ve hemen kralın isteğini yerine getirir. Tabiki, Midas, istediğinin nasıl bir kabusa döneceğinin farkında değildir. Heyecanla sarayına koşar ve çevresindeki her şeye dokunmaya başlar. Bir süre sonra acıkır. Ancak eline ne alsa altına dönmektedir. Midas aç kalmıştır ve kızını da istemeden altına döndürünce, yana yakıla Dionysos’u aramak için yola koyulur. Dionysos’u bulunca, tanrı, onu Sardes yakınındaki Paktolos Nehrinde(Sart Çayı) yıkanmasını tavsiye eder. Nehirdeki altın pırıltılar aslında Midas’tan gelmektedir.

Silenos’un hikayeleri bununla bitmez tabi. Yunanistan’ın ünlü tiyatro festivallerinde, üç tragedyadan sonra satirikon drama adı verilen komik, kısa oyunlar oynanırdı. Bu oyunlarda, koro satir kılığındaki oyunculardan oluşur, mitolojik hikayeleri komik yönleri ile ele alır, müstehcen ve kaba şakalarla seyirciyi güldürmeyi amaçlarlardı. Günümüze tam metin ulaşan tek satirikon drama Euripides’in Kykloplar oyunudur ve Silenos hikayedeki ana karakterlerden biridir. Oyunun ana konusu, Homeros’un ünlü eseri Odessa’da da geçen bir hikayedir: Odysseus ve Kiklop Polyphemos. Dionysos, denizciler tarafından kaçırılınca, Silenos da satirleri ile bir gemiye atlamış ve tanrının peşine düşmüştür. Ne var ki talihsizlik onları, tek gözlü, barbar yaratıklar olan Kiklopların Adası’na düşürmüştür. Kikloplar medeniyetten bir haber, dağlarda çobanlık yapan kaba saba yaratıklardır. Medeniyetten bir haberdirler ya, şarap nedir bile bilmezler. İşte bizim sarhoş Silenos, aylardır ağzına şarap koymamıştır. Odysseus, tayfaları ile birlikte, Silenos’un esir olduğu mağaraya gelince su ve peynir karşılığında, yanlarında getirdikleri şarabı teklif ederler. Silenos hemen kabul eder ve bir yudumda da sarhoş olur. Onlar muhabbet ederken, kiklop Polyphemos mağaraya girer ve Odysseus ile tayfalarını yakalar. Onları afiyetle yiyecektir, ancak kurnaz Odysseus, kiklopa şarap ikram edip onu da sarhoş eder. Polyphemos, o kadar sarhoş olur ki kadınlar değil erkeklerden hoşlandığını itiraf eder ve Silenos’u, Zeus’un ünlü sakisi Ganymedes sanarak tecavüz etmek için mağarasına götürür. Babaları Silenos için endişelenen satirlerin de yardımı ile, Odysseus, Kiklop’un tek gözüne dev bir odun parçası sokarak onu kör eder. Böylece birlikte adadan kaçmayı başarırlar.

İşte ünlü Silenos’un hikayeleri böyledir. O hep sarhoştur, bazı hikayelere göre bilge bazılarına göre sapıktır. Her şeyden önemlisi, şarap tanrısı Dionysos’un maiyetindedir, oradan oraya esriklik halinde gezer durur. Onu bir mezar lahdinde ya da bir tiyatro maskında görebilirsiniz. Bu karakteristik surata bir kere baktığınızda unutamazsınız. Birden müzelerde gezdiğiniz galerilerde, onu fark edince, nahoş bir mutluluk yaşayacaksınız.

Yassı burunlu, çirkin, kel, şişman bu adamı bir daha görürseniz, hemen Silenos’u tanıyın ve bir selam verin. Yüz yılların sarhoşu, bilge bu adamın suratına bakın ve bu hikayeleri anımsayın.