Troya’yı Neredeyse Kurtaran Adam: Laocoon

Laocoon ve Oğulları

Laocoon, şu anda Vatikan Müzeleri koleksiyonunda bulunan Laocoon ve Oğulları olarak bilinen heykelde trajik hikayesi ölümsüzleştirilen Truvalı bir rahip ve Tanrı Poseidon’un kahiniydi.

Efsanevi Troya Savaşı’nın son bölümünde, Troya surlarını aşamayan Yunan ordusu bir hileye başvurur. Savaşın gidişatını belirleyecek efsanevi bir numaraydı bu. Yunanlılar dev bir tahta at inşa ettiler ve kuşatma mevzilerini terk ediyormuş gibi yaptılar. Truvalılar kazandıklarına inandılar ve atın geri çekilen düşmanları tarafından bırakılan onurlu bir hediye olduğunu düşündüler.

Atın içinin oyuk olduğunu ve silahlı askerlerle dolu olduğunu bilmiyorlardı. Tüm Troyalılar arasında sadece bir tanesi bu tehlikeli oyunun ardındaki gerçeği görmüştü. O da Laocoon’du.

G ] El Greco - Laocoon (1614) - Detail (Central Figures)… | Flickr
El Greco – Laocoon (1614)

Laocoon’un Uyarısı

Laocoon, Yunanlıların gittiğinden emin olmadan kutlama yapmamaları konusunda Troyalı dostlarını uyardı. Tahta ata dikkat çekerek şöyle bağırdı:

“Ey mutsuz vatandaşlar, bu ne çılgınlık? Düşmanın yelken açtığını mı sanıyorsunuz? Ya da herhangi bir Yunan hediyesinin tehlikesiz olduğunu mu sanıyorsunuz? Ulysses’in (Odysseus) şöhreti böyle mi? Ya içinde tahtanın ardına gizlenmiş Yunanlılar var, ya da surlarımıza saldırmak, evlerimizi gözetlemek ya da kente tepeden bakmak için bir düzenek olarak yapılmış, ya da başka bir hile barındırıyor: Troyalılar, bu ata güvenmeyin.”

Virgil, Aeneid II.1-56

Daha sonra meşhur sözünü söyledi:

“Her ne ise, hediye veren Yunanlardan dahi korkarım.”

Ve Laocoon haklıydı. Ama bunun için ödüllendirilmeyecekti. Troya atının içinde ne olduğunu keşfetmek için umutsuz bir girişimde bulunan Laocoon, mızrağını kaldırdı ve yan tarafını deldi. Virgil bu sahneyi lirik bir şekilde şöyle anlatır:

“Mızrak titreyerek saplandı ve karnındaki boşluk yankılanarak çınladı ve bir inilti çıkardı. Ve eğer tanrıların yazgısı, eğer düşüncelerimiz kötü niyetli olmasaydı, bizi Yunanlıların saklandığı yeri çelikle parçalamaya teşvik ederdi: Troya hala ayakta dururdu: ve sen, Priamos’un yüksek kulesi kalırdın.“

Virgil, Aeneid II.1-56

Laocoön and His Sons Bitten by Snakes" Pieter Soutman - Artwork on USEUM
Laocoön and His Sons Bitten by Snakes , 1610, Pieter Claesz Soutman

Laocoon’un Cezalandırılması

Laocoon’un ikazları boşa çıkmıştı. On yıl süren savaştan sonra, Troyalılar hem bedenen hem de ruhen o kadar yorgundular ki, iyi bir haber duymak için gerçekten yanıp tutuşuyorlardı. Tahta at bariz bir numaraydı ama kimse işin aslını anlamak istemiyordu. Dahası hiç kimse Laocoon’un sızlanmalarını bile dinlemek istemiyordu. Tam herkes aşırı iyimser olmaya başlamışken, Laocoon neredeyse onları savaşın bitmediğine ikna edecekti. Bu suçu yüzünden ilahi bir cezayı hak etmişti. Ayrıca, Troya Savaşı hiçbir zaman sadece Yunanlılar ve Troyalılar arasındaki bir savaş değildi. Aksine daima tanrıların savaşı olmuştu ve Laocoon onların planlarına müdahale ediyordu. Okuduğunuz anlatıya bağlı olarak, Laocoon’u cezalandıran Apollon ya da Athena olur. Virgil’in Aeneid’inde, Athena’dır.

Laocoon Troya atının yan tarafını deldikten hemen sonra, şehri korumak adına Poseidon’a bir boğa kurban etmiştir. Ancak o sırada denizden iki dev zehirli yılan çıkmıştır. Hızla Laocoon’a doğru ilerleyip birkaç dakika içinde onu ve yanında duran iki oğlunu ısırıp boğdular.

Laocoon’un acımasız ölümünden sonra bile, Troyalılar yaklaşan yıkımı adeta görmezden geldiler. Laocoon’un sonunu yanlış yorumladılar, Yunanlıların hediyesine saygısızlık ettiği ve Troyalıları atın bir hediye olduğuna ikna etmek için gizli görevle yollanmış Yunan askeri Sinon’a güvenmediği için bunun bir ceza olduğunu düşündüler.

Kana bulanan yılanlar Athena’nın tapınağına girdiler. Troyalılar için bu, tanrıçaya tapınmaları gerektiğinin açık bir işaretiydi.

Laocoon’un çektiği acılar boşunaydı. Yurttaşları onun ölümünü bile yanlış yorumlamışlardı. Eğer birkaç dakika olsun dikkatlice düşünmüş olsalardı, Laocoon’un ölümünün Athena’nın planlarına müdahale ettiği için bir ceza olduğunu anlayabilirlerdi. Ama aşırı iyimserlikleri gözlerini kör etmişti. Başlarına gelecekleri anlamadıklarından değil. Acılarının sona erdiğine inanmak istiyorlardı. Her şeyin daha iyi olacağı fikrine umutsuzca sarıldılar ama öyle olmadı.

Bütün şehir bir gece süren eğlencenin ardından uykuya daldığında, Yunan askerleri tahta atın içinden çıktılar ve Troya’nın kapılarını açtılar. On yıl süren kuşatmanın ardından Yunan ordusu şehre girdi ve ortalığı yakıp yıktı. Bu Troya’nın düşüşüydü.

Laocoon, 1812 - Francesco Hayez - WikiArt.org
Laocoon – Francesco Hayez

 Alternatif Hikayeler

Homeros Laocoon’dan hiç bahsetmemiştir. Bununla birlikte, bir dizi başka Yunan ve Romalı şair onun hikâyesini farklı şekillerde anlatmıştır.

Şimdiye kadar Virgil’in anlatısını inceledik, ancak çok sayıda başka anlatı da vardır. Bunlardan en önemlileri Apollodorus, Quintus Smyrnaeus, Hyginus, Chalkisli Euphorion ve Sofokles’in Laocoon adlı kayıp tragedyasıdır.

Apollodorus’a göre Laocoon, Apollon tapınağının içinde karısıyla cinsel ilişkiye girmiştir. Bunun sonucunda Apollon, Troyalı rahibi iki yılan göndererek cezalandırmıştır. Ancak Euphorion’a göre, tapınağı kirletilen tanrı Poseidon’dur ve Laocoon, onun tarafından öldürülmüştür. Hyginus, Laocoon’un Poseidon’un bir rahibi olduğundan evlenmesine izin verilmediği üçüncü bir görüş sunar. Ancak Laocoon kurallara karşı gelerek evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. Bu Poseidon’u çok kızdırmış ve rahibin meşhur sonuna yol açmıştır.

Quintus Smyrrnaeus, Laocoon’un Troya Atı’nı yakmaları için Troyalılara yalvardığında, Athena’nın önce onu kör ettiğini yazar. Laocoon hediyeye karşı çıkmakta ısrar edince, yılanlara Laocoon ve oğullarını boğmalarını emretmiştir.

Laocoön (El Greco)

Laocoon ve Oğulları Heykeli

Eğer Yunan sanatı üzerine bir ders aldıysanız, bu heykeli mutlaka görmüşsünüzdür. Bu, antik çağın en ünlü sanat eserlerinden biri olan Laocoon ve Oğulları adlı heykel grubudur.

Bu eserin Romalı yazar Plinius (Doğa Tarihi 36.4) tarafından diğer tüm heykel ve resimlerden üstün olarak tanımlanan eser olduğu hala tartışmalı olsa da yerleşmiş bir görüştür. Plinius bu eserin yaratıcıları olarak hepsi de Yunan adası Rodos’tan olan üç sanatçıdan bahseder: Athenodoros, Agesander ve Polydorus. Heykel Helenistik döneme tarihlendirilir ve tarih boyunca pek çok yazar tarafından Yunan sanatının en büyük heykeli olarak kabul edilmiştir.

Laocoon ve Oğulları, 1506 yılında yeniden keşfedilene kadar yüzyıllar boyunca toprak altında gömülü kalmıştır. Plinius’un bahsettiği heykel olduğu hemen anlaşılmış ve Papa Julius II’nin emriyle Vatikan’a taşınmıştır. Heykel günümüze kadar orada kalmış ve kuşaklar boyu sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Heykel, Laocoon ve iki oğlunun iki dev yılan tarafından boğulup ısırılarak öldürülme sahnesini betimlemektedir. Figürlerin ifade gücü ve hareketleri ona haklı olarak antik sanatın başyapıtları arasında bir yer kazandırmıştır. Laocoon’un ölüm anındaki dayanılmaz acı ve ıstırabının betimlenmesi, antik sanat ve estetiği tartışan bir dizi düşünüre de ilham vermiştir.

İlk olarak Johann Joachim Winckelmann heykel grubuna duyduğu hayranlığı dile getirmiştir. Klasik Arkeolojinin babası Winckelmann, Laocoon ve Oğulları’nda güzelliğin acıyla buluştuğu eşsiz bir yaratıcı an görmüştür. Heykeli, ‘asil sadelik ve sessiz ihtişam’ olarak tanımladığı Klasik İdealini somutlaştıran gerçek bir başyapıt olarak nitelendirmiştir.

Bir başka Alman filozof Gotthold Ephraim Lessing, Laocoon başlıklı bir kitap yazmıştır. Kitabın ilk sayfaları heykel üzerine bir tartışmaya ayrılmış olsa da, asıl içeriği oldukça başkadır. Lessing, Virgil’in Laocoon’unun ölüm anında çığlık attığını, ancak heykel Laocoon’un neden ağzını zorlukla açtığını sorarak söze başlar. Verdiği yanıt, görsel ve edebi sanatların bir hikayeyi sunma biçimleri açısından temelde farklılık gösterdiğidir. Sonuç olarak, Laocoon’un heykeltıraşı onu çığlık atarken gösteremezdi çünkü bu daha az estetik bir sanat eserinin ortaya çıkmasına neden olurdu. Heykeltıraş, dehşete düşmüş, acıklı ve aynı zamanda olağanüstü güzel bir Laocoon ortaya koymuştur.

Bir başka Alman, Johann Goethe, Laocoon Üzerine (1798) adlı bir makalesini heykele ayırmıştır. Goethe, Laocoon ve Oğulları’nı başyapıt olarak nitelendirirken heykeli Yunan sanatına duyduğu hayranlığı ifade etmek için kullanmıştır.

Yaklaşık 1815’te William Blake, Laocoon’u onurlandıran görüşlere ve Winckelmann, Lessing ve Goethe’nin oluşmasına katkıda bulunduğu Yunan İdeali’nin baskıcı egemenliğine karşı isyan etti. Blake’in tartışmaya katkısı edebi değil, Laocoon’u Yehova, oğullarını da Şeytan ve Adem olarak yeniden yorumlayan bir taslak yoluyla yaptığı görsel bir katkıydı.

Bu Laocoon’un son tartışılışı değildi. Eleştirmenler, sanatçılar, filozoflar, tarihçiler ilham, rehberlik ve estetik tatmini aramak için Laocoon’un heykelini tekrar tekrar ele almaya devam etmektedir.

Laocoon Gerçekten Yaşadı mı?

Antik edebiyatta Laocoon, alışılmışın dışına çıkan bir rahipti. Herkesin bir armağan gördüğü yerde, Laocoon tehlike görüyordu. Laocoon körü körüne iyimser olmaya direndiği için bunun sonuçlarıyla yüzleşti ve eleştirel tavrını sürdürdü.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde Laocoon’un yerinde olmuşuzdur, bir şeyi farklı görmüş, birisini bir durumu doğru değerlendirmediğine ikna etmeye çalışmışızdır. Ancak umarım kimse bunun için tanrılar tarafından gönderilen iki dev yılan tarafından boğularak cezalandırılmamıştır.

Eğer bir tarihçiye Laocoon’un gerçekte yaşayıp yaşamadığını sorarsanız, muhtemelen şu cevaplardan birini alırsınız: “Hayır” ya da “Muhtemelen hayır, ama kesinlikle Virgil tarafından anlatıldığı gibi yaşamadı.” Ancak, Laocoon şüphesiz gerçekti. Eskilerin şarkılarında ve sanatında yaşamıştı. Antik edebiyat ve ünlü heykeller aracılığıyla, antik çağlardan günümüze kadar insanların hayal gücünde yaşadı. Son olarak, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupalı düşünürlerin ve eleştirmenlerin incelemelerinde yaşadı. Ve tüm bunlar sayesinde bugün de yaşamaya devam ediyor.

Laocoon Painting by Alessandro Allori | Fine Art America
Laocoon Painting by Alessandro Allori